<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428</id><updated>2012-02-16T09:29:42.875+02:00</updated><category term='edebiyat'/><category term='yaşam'/><category term='okul'/><category term='blog'/><category term='ankara'/><category term='rock'/><category term='mekanlar'/><category term='bilim'/><category term='internet'/><category term='düşünüyorum'/><title type='text'>Kişisel Yazın</title><subtitle type='html'>Cümleler ve kelimeler ve harfler...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>59</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-5182934955332711220</id><published>2009-06-05T23:01:00.003+03:00</published><updated>2009-06-05T23:03:51.999+03:00</updated><title type='text'>Kişisel Yazın Taşındı</title><content type='html'>Kişisel Yazın artık Blogger üzerinden değil, Wordpress üzerinden yayında olacak. Değişikliğin sebebi yok açıkçası, bugün olmasa bir gün olacaktı nasıl olsa. Yeni adres diğerinden çok ta farklı değil aslında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kisiselyazin.wordpress.com/"&gt;http://kisiselyazin.wordpress.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogu silmek istemiyorum çünkü yazılan yazılar buraya ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni adrese dünyayı farklı bir bakış açısından dinlemek isteyen herkes çekinmeden uğrayabilir. İyi günler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-5182934955332711220?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/5182934955332711220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=5182934955332711220' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5182934955332711220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5182934955332711220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/06/kisisel-yazn-tasnd.html' title='Kişisel Yazın Taşındı'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1278131115068994817</id><published>2009-06-05T02:03:00.004+03:00</published><updated>2009-06-05T02:29:51.587+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><title type='text'>Evrim Hakkında Yanlış Bilinenler</title><content type='html'>Bir önceki yazımda evrim teorisini kısaca anlattım. Bu yazımda ise gerek ülkemizde gerekse de dünyanın diğer ülkelerinde yanıl bilinen evrim efsanelerinden bahsetmek istiyorum.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların en klişe, en ağızlara sakız olanı rastlantı meselesidir. Denir ki bu konuşmayı, yürümeyi, düşünmeyi organize eden beyin; görme aygıtı göz ve diğer uzuvlarımız tamamen tesadüfi bir şekilde mi oluşmuştur? Evrim konusunda ortalama bir bilgi birikimi olan herkes bu sorunun cevabını büyük bir hayır yanı sıra küçük bir evet ile verir. Tesadüfler evrimin sadece bir değişkenidir. Evrim birçok değişkenin bir araya gelmesi ile oluşmuş bir süreçtir. Tesadüflerin hiç olmadığı bir ortam canlandıralım zihnimizde. Bu ortamda yaşayan bireylerin oluşturduğu toplulukta -işlevi şu an için önemsiz olan- bir A geninin bulunma sıklığı 1/4 olsun. Bu gen ortamda yaşama şansını arttırıyor ise nesiller geçtikçe bu A genini taşıyan bireyler toplulukta daha da çoğalmaya başlar, A genine sahip olmayan bireylere oranla daha avantajlı oldukları için. Sonuçta öyle bir an düşünelim ki A geninin bulunma sıklığı 99/100 gibi "çok" bir değere gelsin. İşte bu bir evrim mekanizmasıdır. Rastlantı yoktu burada, sadece kalıtsal çeşitlilik sonucu ortaya çıkmış (ve ya aktif hale geçmiş) bir A geninin, sahiplerine avantaj kazandırdığı için topluluktaki bulunma sıklığını (yani frekansını) arttı. Rastlantı işin içine mutasyonlarda girer ki laboratuvarda sirkesineklerine bile kontrollü mutasyonlar yaptırılıp bu değişimin evrim sürecine etkisi incelenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer yanlış anlaşılma ise (aslında az önce laf arasında açıklamışta olsam) sanki bir bireyin gittikçe değişmesinin evrim olduğudur. Hayır, bir bireyin ömrü boyunca geçirdiği morfolojik değişiklikler evrim değil adaptasyondur. Adaptasyonlar %99.99999... oranında oğul döllere aktarılmaz. Yani bu kadar lafın özeti bir canlı Hulk gibi öööaaarrgghhh diyip değişmez; değişse bile bu evrim olmaz çünkü oğul döllere aktarılmaz. Bu görüş Lamarckçılıktır ki evrim teorisi Lamarck'ın düşüncesinin yanlış olduğunu iddia etmektedir zaten. Buna karşın ne yazık ki evrim karşıtları ve bir takım evrim yanlıları bu hataya düşmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim teorisi Tanrı karşıtı bir teori değildir. Evrim, Tanrı'nın var olup olmadığı ile ilgilenmez. Hatta inanır mısınız; evrim süreci "kör"dür. Düşünmez, çünkü buna gerek yoktur. Evrim, genetik havuzda yüzen genlerin sahiplerine kazandırdıkları avantajlar oranında artıp azalmalar sürecidir sadece. Ayrıca Tanrı kavramı o kadar esnektir ki evrimi dahi kabullenebilir. Bu konuda Kenneth Miller isimli bir öğretim görevlisi, evrimin Tanrının işi olabileceğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış bilinen birçok şey olabilir, elimden geldiğince de yanıtlamaya çalışırım. Burada amaç evrimi ispat etmek, empoze etmek falan değil, sadece doğru bir şekilde bilinmesini sağlamak. Eğer ortada dünyayı peşinden konuşturan bir fikir varsa bence bu düşünce hakkında olabildiğince çok bilgi edinilmesi gerekir. Yoksa nasıl karşı çıkılabilir ya da savunulabilir ki? Evrim konusuna tamamen hakim bir insanın, "Ben evrim sürecinin yaşandığına inanmıyorum, çünkü şöyle ..." demesi kabul edilebilir bir davranıştır; fakat ben böyle bir durumun olmayacağını düşünüyorum. Son olarak, evrimi sadece karşıtlarından değil biraz da yandaşlarından, bilim insanlarından okumak ufukları genişletir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1278131115068994817?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1278131115068994817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1278131115068994817' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1278131115068994817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1278131115068994817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/06/evrim-hakknda-yanls-bilinenler.html' title='Evrim Hakkında Yanlış Bilinenler'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-974111690366973568</id><published>2009-06-03T08:52:00.004+03:00</published><updated>2009-06-03T09:32:58.321+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><title type='text'>Evrim Teorisi: Kısa Bir Açıklama</title><content type='html'>&lt;div&gt;Aslında Bohr Atom Teorisi ya da Sicim Kuramı gibi bilimsel olgulardan daha elle tutulur bir teori olsa da ne yazık ki hakkında sadece Adnan Oktar ve tayfası tarafından insanlara empoze edilen bilgiler ışığında yorum yapılan teoridir. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teori nedir? Eğitim sisteminin garipliğinden kaynaklandığı üzere hipotez doğrulanırsa teori, teori doğrulanırsa yasa olmaz. Yani teori arada derede kalmış zavallı birşey değildir. Teori, içinde birtakım hipotezler ve yasalar barındıran bir bütündür. Bunu örneklemek gerekirse yerçekimi bir yasadır çünkü doğada milyonlarca kez sınanmış bir deney sonucudur. Daha açık bir anlatımla bir fenomendir ve herkes aynı şekilde gözlemler. Teori ise bu olayın nedenini araştırır. "Elma neden yere düşer?" der ve bunun neden dünyanın çekiminden kaynaklandığını araştırır. Açıkça "Neden Dünya (daha doğrusu kütle) kütleyi çeker?" der ve açıklamaya çalışır (Einstein'ın Görelilik Kuramı). "Teori canım, daha ispatlanmamış" diyorsanız uçurumdan kendinizi atıp yere çakılmayacağınızı umabilirsiniz Bu bilgiler ışığında Evrim, bir hipotezler ve yasalar bütünüdür. Teorinin TDK Sözlük karşılığı ise "Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü" dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelgelelim Evrim Teorisine. Klasik, "işte şu yıl yayınlandı, şu yıl böyle oldu" demeyeceğim, internette bu konuda (evrim tarihi konusunda) epey kaynak var. Bahsetmek istediğim şeyler evrimin temeli ve yanlış anlaşılan noktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Evrimin temellerinden birisi &lt;strong&gt;varyasyonlar&lt;/strong&gt;dır. Varyasyon, bir popülasyonda (canlı topluluğu) ki çeşitliliktir. Bu çeşitlilik mutasyonlar, popülasyonlar arası gen alışverişi ve ya göçlerden kaynaklanabilir. Örnek olarak 10 tane toprak solucanının olduğu bir popülasyonda elemanlardan birisi -örneğin- yediği besinden daha fazla verim almaktadır. Bu durumda eleman daha fazla hayatta kalabilir ve daha fazla yavru yapabilir. Tabiki bu durum&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SiYY0mD4MnI/AAAAAAAAAKA/NE4cD4AjQzo/s1600-h/712px-MutasyonDiyagrami_svg.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342985299770749554" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 270px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SiYY0mD4MnI/AAAAAAAAAKA/NE4cD4AjQzo/s320/712px-MutasyonDiyagrami_svg.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; verdiğim örneğin sonucu. Tamamen farklı şekillerdeki çeşitlilik daha farklı kazançlar saylayabilir. Ancak esas mesele çeşitliliğin doğal seçilimsiz pekte birşey ifade etmemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- &lt;strong&gt;Doğal seçilim&lt;/strong&gt;, az önce varyasyon sebebiyle besini daha iyi kullanan elemanın yavrularının (ve torunlarınında...) popülasyondaki sayısının artması ve diğer "normal" bireylerin sayısının doğal sebeplerden ötürü azalmasıdır. Çok daha basit bir anlatımla, yaşadığı çevre koşullarına daha iyi uyum sağlayan kazanır! "İyi olan kazansın" tarzındaki bu durum bence akla epey yatkın. Örnek vermek gerekirse bir ren geyiği popülasyonunda bireylerin 1/4'ü kürk renkleri itibariyle daha iyi saklanabiliyorken 3/4'ü bir miktar daha "görülebilir" ise, insanlar ve yırtıcı hayvanlar tarafından avlanan taraf çoğunlukta olan olacaktır. Tabi diğer (daha iyi kamufule olan) taraftanda avlananlar olacak ama bu diğerlerine oranla daha az. Böylece 1/4 iken gittikçe 1/2 ve belki bir süre sonra popülasyonun tamamı iyi kamufule olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki temel olguyu birleştirecek olursak; çeşitlilik sebebiyle popülasyondan (ve avcılardan) daha avantajlı duruma geçmiş bireyin yavrularının ve bütün sülalesinin doğal seçilimle yavaş yavaş elenen komşulardan zamanla daha fazla nüfusa sahip olması durumudur evrim. Burada bir bireyin öööaaagghhh diyerek evrimleşmesi gibi bir durum yok ortada. Mesele gen oranlarının çevreye uyuma bağlı olarak artması ve azalması sözkonusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki tür çeşitliliğinin sebebi nedir? Yine bir popülasyon ele alalım ve bu seferde filleri kullanalım. Bu filler her tarafı dağlarla çevrili bir yerde nesillerdir yaşıyor olsunlar. İçlerinden maceracı birkaçı sürüden ayrılıp dağları aşar ve tamamen farklı koşullarda şekillenmiş bir coğrafyaya gelirlerse, o coğrafyaya uyum sağlamak zorunda kalacaklardır. İlk mekanlarında mesela 50 yıl yaşayan filler burada alıştıkları coğrafyaya göre çetin koşullarda 30 yıl dayanabiliyorlardır heralde. Gel zaman git zaman birkaç nesil sonra, tamamen çeşitliliğe dayalı olarak bir fil çok daha dayanıklı olabilecek bir özellik kazanırsa (yiyecek açısından, avcılardan korunma açısından, çevre koşullarına dayanma açısından), diğerlerine oranla tür içerisinde kendi sülalesinden gelen eleman sayısı artacaktır. Mantıklı dimi? 30 seneye mahkum elemanlardan birkaç (belkide onlarca ya da yüzlerce ya da binlerce) nesil sonra 40, 50 ve ya daha fazla süre hayatta kalabilen fakat şekilce azcık değişmiş elemanlar olacaktır. Bu elemanlardan da birkaçı ta ilk popülasyona geri dönerse bu epey uzaktan kuzen olan filler birbirlerine bakıp "Bu yeni heralde, tipe baksana" diyeceklerdir. Belki ilk ortamda yaşayan fillerde bir şekilde ortama ayak uydurmuşlardır ve iki türde, o ortamda binlerce sene önce yaşamış esas fillerden alakasız olmuşlardır. İşte asya ve afrika filleri arasındaki farkın sebebini açıklayan en akla yatkın bilimsel önerme budur. İki tür arasında geçiş bu yolla sağlanabilir. [Binlerce nesil dediğimde çok çok uzun bir zaman aklınıza gelmesin. Ort. 50 sene yaşayabilen bir türün bin nesli, yaklaşık 50.000 sene yapar ki bu 4 milyar olan Dünya yaşına oranla göz açıp kapama gibi bir süredir]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Richard Dawkins'in Kör Saatçi kitabında göz için iyi bir açıklaması var ve evrimi akla yatkın bulmayan insanların "peki göz nasıl oldu?" sorusuna mantıklı bir yanıt veriyor. Evrimi bir an için doğru kabul edin. Bildiğimiz göz'e (ki göz çeşitleri sayısı oldukça fazladır, biz insanı alalım) çok çok yakın, evrim basamaklarında sadece bir basamak geri bir X tarif edilebilir. Bu X günümüz gözüne oranla %5 daha az işlevli olsun yani %95 göz. Şimdi bu X'e de çok çok yakın bir X' tanımlanabilir o halde ve Göz ile X arasında ve X ile X' arasında da istediğiniz kadar nesil olabilir. X' ne yakın bir X'' ve ona yakın bir X''' diyebilirsin artık hatta; ta ki günümüz gözüne oranla sadece %0.002 görebilen bir göze kadar (sayı rastgele seçildi). Sonuçta bir deri tabakası altından bile güneş altında olup olmadığını anlayan ata bir canlıya geliriz. Diyeceksiniz ki "e arkadaş %0.002lik bir göz neye yarar?", bende derim ki o günün şartlarında, popülasyon içindeki diğer bireylere oranla belki sadece ışık olup olmadığını ölçse bile fayda sağlayabilir. Mesela yaşamak sürekli saklanmak zorunda ise, ışığı algıladığı anda "başım belada!" diyebilir ve kaçabilir. Son olarak eklemek istediğim, %5 görme yetisine sahip insanlara "körlükten iyi mi bu?" dediğinizde alacağınız yanıt "kesinlikle evet" olacaktır. Kaldı ki birçoğumuzda %100 görme yetisi olmayabilirde, göz bozukluklarıyla bu epey aşağı inebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak eklemek istediğim şey evrime yön veren farklı mekanizmalar olsa da yine de hepsi varyasyon ve doğal seçilimin alt başlıklarıdır, o yüzden burada yer vermedim. Yinelemek istediğim şey ise bir hayvan hayatı boyunca değişerek evrimleşmez. Kendi üstünlüğünü torunlarına aktararak toplumdaki sayısını arttırır ve toplum -belki- o kadar çok değişir ki 50.000 yıl önceki atasını sadece andırabilir. Bu bağlamda insanın atası maymun değildir. İnsanın atası, insan ve maymunun özelliklerine çok benzer fakat bir ya da birçok açıdan onlardan daha az avantajlı bir canlıdır. "Deden maymun mu olm senin manyak mısın" diyen zihniyet olurda eline evrimi anlatan bir kitap alırsa bunu açıkça görebilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-974111690366973568?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/974111690366973568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=974111690366973568' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/974111690366973568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/974111690366973568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/06/evrim-teorisi-ksa-bir-acklama.html' title='Evrim Teorisi: Kısa Bir Açıklama'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SiYY0mD4MnI/AAAAAAAAAKA/NE4cD4AjQzo/s72-c/712px-MutasyonDiyagrami_svg.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-6341191261593786101</id><published>2009-05-16T10:11:00.004+03:00</published><updated>2009-05-16T10:45:19.400+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Ölüm Topraklarının Ardı</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;&lt;p&gt;&lt;center&gt;&lt;embed id="radioblog_player_-1" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" width="180" height="23" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" bgcolor="#000000" flashvars="id=-1&amp;amp;filepath=http://www.radioblogclub.com/listen2?u=18yck5WdvN3Ln9Gbi5ybpRWYy9yZvxmYf9WakFmcvInZuUWZyZmLslXYrxWY/Judas%2520Priest%2520-%2520Beyond%2520The%2520Realms%2520Of%2520Death.mp3.rbs&amp;amp;colors=body:#000000;border:#339900;button:#339900;player_text:#999999;playlist_text:#999999;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/center&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Okumadan önce play tuşuna basınız.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bizim kültürümüzde dahil olmak üzere sanırım dünya üzerindeki bütün kültürlerde ölüm kavramının yeri, hem saygı duyulacak kadar önemli hemde korkulacak kadar belirsiz olmasından mütevellit, oldukça belirgindir. Ölüm üzerine yazılmış yazılardan tutunda cenaze sırasında yerine getirilen ritüellere kadar oldukça geniş çeşitlilik yelpazesi içeren bu kavramın öznel bir tartışmasını yapmak istiyorum.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;p align="left"&gt;Yaşam hakkında düşüncelerimi bir yazı ile dile getirmemiş olsamda örneğin &lt;a href="http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/05/karanlk-bir-dunyada-bilimin-mum-isg.html"&gt;bu&lt;/a&gt; gibi birçok yazımda yazımda nelerin yanlış yapıldığından sıklıkla bahsederim. Yaşadığımız süre zarfında tabi ki iyi işlere de imza atıyoruz; fakat esas mesele yaşam boyunca iyi bir insan olmak ve hataları en aza indirmek olduğunda bunda hepimizin başarılı olduğunu söylemek fazla iyimserlik oluyor. Birçokları hayatlarında bazı şeyleri sorgulamaya çok geç yaşlarda, ölümün yaklaştığı zamanlarda başlıyor. Bu durumun bir sonucu olarak genç yaşlarda hayatı ve anlamını sorgulamamanın getirdiği bilinçsizlikle beraber, kendine dayatılan hayatı yaşamakta olan bireyler ortaya çıkıyor. Uyumak, hijyen ihtiyaçlarını gidermek, işe gidip para kazanmak ve yemek yemek şeklinde özetlenebilecek hayatların içerisine sıkışmış, dahası bu kabuğu kırmak istemeyen insan topluluğu içerisinde buluyor kendini insan; sorgulamaya başladığında.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu durum içerisinde kendi zihninde bulduğu küçük ve özgür yere kapatıyor düşünen insan kendini. Küçük, çünkü o yaşa kadar aklı ve algılarının kemikleştirilmesi işleminden sadece orayı kurtarabilmiş. Özgür, çünkü sadece kendi istediği şekilde davranabiliyor orada. Diğerlerinin anlamak için çabalamalarının anlamı yok çünkü anlayamazlar. Sadece benzer bir özgür köşeye sahip insanlar anlayabilir. Aklın ve mantığın açtığı yolda ilerleyen insanların mutsuz olduğunu söylemişti hayat hakkında benden daha çok tecrübesi olan bir arkadaşım. Haklı mı derseniz, haklı. Çünkü diğer insanlar kendilerinde olmayan özgürlüğün başkasında olduğunu görmek istemezler. Gördüklerinde o insanı yermeye çalışırlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Yaşam kısmını bitirip ölüm kısmına gelmek istiyorum. Yukarıda bahsettiğim iki insan tipi de ölür. Herkes ölür. Ölümden kaçış yok, ancak kendimize biraz daha dikkat edip geciktirebiliriz. Peki herkesin tadacağı bu deneyimin ardından neler olacak? Herkesin bildiği üzere bu konuyla ilgili binlerce tahmin var; bazılarını göğe dayandırıyorlar bazılarını mantığa. Hangisinin doğru olduğunu söyleyeceğim bir yazı değil bu, daha çok hepsini ele alan bir özet gibi.&lt;/p&gt;&lt;center&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;Semavi dinlerin tamamının, semavi olmayanlarınsa bir çoğunun savunduğu üzere cennet cehennem kavramları, ölümden sonra sorguya çekilme, dünya yaşamına göre bir şekilde mükafat ve ya ceza alma gibi durumlar vardır. Eğer iyi bir insan olursan cennete gidersin, eğer kötüysen cehennemde yanarsın.&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;Bir diğer yaygın görüş ise ölümün ardından tekrar dünyaya gelmektir. Diğer yaşamında ne olacağını bilemezsin. Bunun bir altbaşlığı olarak ölümün ardından uzaylı kavimlerle beraber yaşanmaya başlayacağına inananlarıda dahil edebiliriz.&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;Bir diğer görüş ise hiçbirşey olmayacağıdır. Ölüp gideceğiz ve geriye dünyada bıraktığımız izlerden başka birşey kalmayacak. &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/center&gt;&lt;p align="left"&gt;Peki hangisi doğru? Hangisinin doğru olduğuna akıl ve mantık kullanarak varamayız çünkü ölümün ardında ne olduğu bizler için tamamen belirsiz. Yukarıdaki listenin ilk iki maddesi için ölümün ardı, dolayısıyla gelecekteki bir zaman önemliyken son maddede şimdi, şu an önemlidir; ve sahip olduğumuz bilgi birikimine karşın önümüzdeki belirsizlik yüzünden %100 doğru bir tahmin yapamayız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-6341191261593786101?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/6341191261593786101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=6341191261593786101' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6341191261593786101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6341191261593786101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/05/olum-topraklarnn-ard.html' title='Ölüm Topraklarının Ardı'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-7393377546136893559</id><published>2009-05-13T09:54:00.005+03:00</published><updated>2009-05-13T10:09:13.154+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Here Comes The Rain Again</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/Sgpu9gMcRpI/AAAAAAAAAJ4/BuTfdIDygAg/s1600-h/Rain_theme_by_SielojRamu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335198711466968722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/Sgpu9gMcRpI/AAAAAAAAAJ4/BuTfdIDygAg/s400/Rain_theme_by_SielojRamu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;embed id="radioblog_player_-1" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" width="180" height="23" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="id=-1&amp;amp;filepath=http://www.radioblogclub.com/listen2?u=0vMHZuV3bz9icm5SZlJnZuMXYt9Ga05SYsVWb/Eurythmics-Here%2520comes%2520the%2520rain%2520again.rbs&amp;amp;colors=body:#000000;border:#339900;button:#339900;player_text:#999999;playlist_text:#999999;" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here comes the rain again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Falling on my head like a memory&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Falling on my head like a new emotion&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to walk in the open wind&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to talk like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to dive in your ocean&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Is it raining with you?&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Talk to me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Walk with me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Talk to me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Ooh oh&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here comes the rain again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Raining in my head like a tragedy&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Tearing me apart like a new emotion&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to breathe in the open wind&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to kiss like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to dive in your ocean&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Is it raining with you?&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Talk to me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Walk with me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Talk, to me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Yeeeeaaah&lt;/center&gt;&lt;center&gt;So, talk to me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Walk with me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Talk, to me, like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Yeeeeaaah&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here comes it again(4x)&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here comes the rain again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Falling on my head like a memory&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Falling on my head like a new emotion&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here it comes again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here it comes again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to walk in the open wind&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to talk like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to dive in your ocean&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Is it raining with you?&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here comes the rain again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Raining in my head like a tragedy&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Tearing me apart like a new emotion&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here it comes again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Here it comes again&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to breathe in the open wind&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to kiss like lovers do&lt;/center&gt;&lt;center&gt;I want to dive in your ocean&lt;/center&gt;&lt;center&gt;Is it raining with you?&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Eurythmics&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://media.photobucket.com/image/rain/sizofrensever/Rain_theme_by_SielojRamu.jpg"&gt;Resim&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-7393377546136893559?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/7393377546136893559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=7393377546136893559' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7393377546136893559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7393377546136893559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/05/here-comes-rain-again.html' title='Here Comes The Rain Again'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/Sgpu9gMcRpI/AAAAAAAAAJ4/BuTfdIDygAg/s72-c/Rain_theme_by_SielojRamu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-6263160064824232442</id><published>2009-05-12T15:50:00.004+03:00</published><updated>2009-05-12T16:48:40.050+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><title type='text'>Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SglzJ9xSykI/AAAAAAAAAJw/YdtISiFTocg/s1600-h/candle-in-the-dark.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334921848634395202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SglzJ9xSykI/AAAAAAAAAJw/YdtISiFTocg/s400/candle-in-the-dark.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Alışkanlıklar, türlü türlü dogmalar, dayatmalar ve garip kurallarla örülü bir dünyada yaşıyoruz. Bütün bu örüntülerin yaptığı tek şey ise, insanların doğayı ve birbirlerini anlamasına yardımcı olan aklın ve mantığın ışığını engellemek. Mutlu mesut beyinlere bir kez dogma değmeye görsün, tıpkı güneşin önüne bulutlar geçmesi gibi birden kararır her taraf. Bu karanlık öylesine yapışkandır ki güçlü bir kitlesel irade tetiklenmedikçe kaldırıp atılamaz.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayatmalar, evet. İnsanlara söylenen "eğer şöyle olursan toplumdan dışlanmazsın ve mutlu olursun" yalanları... Bugün Türkiye'de namazını kılan, saçı sakalı kısa, kumaş pantolon giyen ve geçinecek işi olan insan ideal insan olarak karşımıza sunuluyor. Bu insan normal iken bu tipin dışında kalanlar anormal, asi ve işe yaramaz olarak görülüyorlar. Benim bu tip insanla sorunum yok, benim sorunum bu tipi ideal, olması gereken insan tipi olarak dayatanlarla. Saçın uzun, kot pantolon giyiyorsan ya dışlanırsın ya da arkandan denmedik laf, çıkmadık dedikodu söylenmez. Bayanlar için tamamen farklı ve akıl almaz tiplerde mevcut. İşte bunun gibi tiplemeler dayatarak, insanları dışlanmakla tehdit etmekle tek tip bir toplum ortaya çıkarılıyor. Yaratıcılığa, özgünlüğe vurulmuş bir darbe, karanlığa giden bir adım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dogmalarla büyüyen bir insan eğer ki bir miktar şanslı değilse kendi çocuklarınıda dogmalarla büyütür. Ve o çocukta... ve onun çocuğuda... Birde bakmışız ki toplumda dogmatik sisteme sıkıca bağlı insanların sayısı, aklın ve mantığın tek yol gösterici olduğunu düşünenlerin sayısından daha fazla olmuş bile (şaşırtıcı biçimde evrim sistemine benziyor, ironik). Akıl, mantık, saygı, toplum içinde yaşama bilinci ve hoşgörü gibi değerlerin tamamen rafa kaldırılması sonucu ezan okunurken kulaklıktan müzik dinleyen insanların sokak ortasında tartaklanması gibi durumlar ortaya çıkıyor; esas acı olansa bu değerleri rafa kaldıranların sayısının çok fazla olması ile paralel insanların sindirilmesi ve kimsenin çıkıp "hey ne yapıyorsun?!" dememesi. "Din hoşgörüdür" sözü sürekli tekrarlana dursun, din adına yapılan hoşgörüsüzlükler gösteriyor ki insanlar kendilerine sunulan (özür dilerim, dayatılan) din tipini sorgusuz sualsiz kabul ediyorlar. Halbuki ben dine akıl ve mantıkla yaklaşarak, birtakım bilgiler hayatla harmanlanarak ortaya sağlam görüşler çıkacağını düşünüyorum. Fakat bütün bunları gerçekleştirebilmek için öncelikle çalışan bir beyine, etrafında olup biteni anlayabilecek bir algıya ve iyi bir süzgeç görevi yapacak düşünce gücüne ihtiyaç var. Bunlarda malesef ülkemde önem verilen şeyler değil. Daha ilkokul sıralarında kendi kelimeleri elinden alınan, konuşma hakkı verilmeyen çocuktan büyüyünce birşey beklemek haksızlık olur. Okulda ve evde sürekli tekrarlanarak dogmalaştırılan değerler aslında bu şekilde değilde akıl ve mantık yolu ile yeni nesillere aktarılsa belkide çok daha farklı bir ülkede yaşıyor olabilirdik. Buna karşın elimizde ne var; dogma ve ezberlerle doldurulup kendi düşüncelerini ifade edecek kelime bile bulamayan bireyler, karanlığa bir adım daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında daha geride fakat durum itibariyle tamda burada devreye giren şey Bilim. Bilim ki ilk insan topluluklarından beri gelişen, ilerleyen ve tamamen akla ve mantığa dayalı bir şekilde insanlara yol gösteren bir kılavuz, bir baba. Geçen yüzyılın başlarına dönecek olursak, bu topraklar üzerinde sayısız bilim yuvası kapatılıp yerlerine dogma ve ezber merkezi olan oluşumlar açılmış. Halkın içindeki bilme isteği ve çağdaşlaşma sökülüp yerine din desen din değil, sistem desen sistem değil, tamamen kontrol altında tutmaya yönelik bir karanlık çöktürülmüş. Buna karşın bir avuç insan bir kıvılcım ile aç, halsiz ve isteksiz insanlardan vatanın her yüzeyini cansiperane şekilde savunan bir halk oluşturmuş. Bu yeter miydi peki? Elbette hayır. İşte bunun çok iyi farkında olan Atatürk, önce eğitime insanüstü bir önem vermiş, ardından yüksek okullarıyla enstitüleriyle bu toprakta da bilim yapılmasına ön ayak olmuştur. İşte yazımın en başında bahsettiğim gibi kitlesel irade tetiklenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsandan bahsediyoruz, elbette hırsları, zaafları ve hataları olacak; fakat önemli olan bir yanlışın bile ardından akıl mantık yolundan çıkmadan yanlışı düzeltmek, hatta daha iyisi hiç yanlış yapmamaktır. Bu yolda kılavuzumuz bilimdir. En temelinden en karmaşığına kadar bütün bilim branşlarının tek hedefi içinde bulunduğumuz dünyayı mantık çerçevesinde izah etmek, yanlışlarımızı en kısa zamanda düzeltmek ve elde edeceğimiz bilgiler dahilinde daha iyi yaşanabilir bir dünyaya doğru yola çıkmaktır. Bilim de kötü amaçlar için kullanılıyor, bilimde hata yapabilir. Yanlış tahminlerden kitlesel silahlara kadar bir çok yanlışı oldu bilimin. Buna karşın bilim içerisinde barındırdığı mekanizma sayesinde kendi yanlışını kendi düzeltebilecek bir oluşumdur ve bu özellik hiçbir dogmada, hiçbir başka insan yapımı oluşumda yoktur. İşte bu yüzden hata da yapsa bilim aydınlığa açılan tek kapımızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;''Akıl ve mantığın halletmeyeceği mesele yoktur.''&lt;/em&gt; Mustafa Kemal Atatürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Tıp ve tarım alanındaki gelişmeler, savaşlarda kaybedilen hayatlaran daha fazlasını kurtarmıştır."&lt;/em&gt; Carl Sagan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Her ülkede, çocuklarımıza bilimsel metodu ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini öğretiyor olmalıyız. Bununla birlikte kesin bir terbiye, insanlık ve toplum bilinci gelecektir. İnsan olma avantajı ile yaşadığımız bu karanlık dünyada, bizimle bizi sarıp sarmalayacak olan karanlık arasındaki yegane şeydir bu."&lt;/em&gt; Carl Sagan&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-6263160064824232442?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/6263160064824232442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=6263160064824232442' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6263160064824232442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6263160064824232442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/05/karanlk-bir-dunyada-bilimin-mum-isg.html' title='Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SglzJ9xSykI/AAAAAAAAAJw/YdtISiFTocg/s72-c/candle-in-the-dark.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1442585128301352393</id><published>2009-05-02T19:33:00.002+03:00</published><updated>2009-05-02T20:08:07.155+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>1 Mayıs Provokasyon Bayramı</title><content type='html'>Sayısız değere, geleneğe ve güzel şeye ev sahipliği yapan güzel ülkemde bir 1 Mayıs İşçi Bayramı daha coşkuyla (?) kutlandı. Coşkuyla kelimesinin ironik olmasının sebebi, günün anlam ve öneminin algılanışındaki feci farklılıktan kaynaklanıyor. Bir kısım gösterici orada ekonomik yetersizliklerden, çocuğunu okula gönderirken yaşadığı sıkıntılardan dem vurmak isterken bir kısım gösterici etrafa zarar vermek ve bu yolla daha iyi bir dünya elde etmek için orada bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünkü haberlerin hepsini olmasa da yeteri kadarını izledim. Bunun yanı sıra bazı internet sitelerindeki yorumları ve görüşleride okudum. Gördüğüm ve işittiğim manzara karşısında duyduğum tek his üzüntü oldu. Günün anlamı önemi bir yana itilerek sadece kendi istediğini yapan insanlar sürüsünü gördüm yazılarda. Bu sürü, yüzü maskelisi ve eli coplusundan oluşuyor. Diğer yanda umutsuzca fakat kararlı şekilde 1 Mayısta Taksimde eylem yapıp en azından bir zam, biraz koşullarında iyileştirme bekleyen emekçi vatandaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzü maskeliler... Sadece 1 Mayıslarda değil nice gösterilerde ortaya çıkan ve ortalıkta kaos ortamı yaratılmasından sorumlu insanlar... Dünde sırf bu amaç uğruna marangoza ısmarlanmış sapanlar ve döktürülmüş demir bilyelerle alana inip atm makinelerine, banka kapılarına, market camlarına, hatta ve hatta vatandaşın evine zarar verdiler. Attıkları bilyelerden yaralanan polisler, haberciler vatandaşlar... Belki de yanlarında getirdikleri molotov kokteylinden zarar görecek bir sivil olacaktı dün; iyi ki olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara'daki gerginlik üstünü aratmayan bir grubun polis barikatını yıkmasından, polisle çatışmasından, bu sırada alana başka grupların üstünün aranmadan girmesinden oluşuyor. Ola ki üstü aranmayan gruplardan birinde bir canlı bomba olsaydı ve gösterinin tam ortasında patlatsaydı? Bu seferde suçlu polis mi oluyordu? Zaten ellerini kaşıyarak kendilerine zıt gidilmesini bekleyen polisin eline fırsat verende en az o polis kadar suçludur. Bütün teşkilatı suçlamak istemem fakat polis içerisindeki aşırı agresif memurlar böylesi günlerde ellerine fırsat geçmesini bekliyor ve olay çıkarıp slogan atmayı sol görüş sanan insanlarda ellerine bu fırsatı veriyorlar. Belki de bilerek, ne dersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra beni en çok kızdıran mesele, bazı grupların terör örgütü lehine slogan atmış olmaları. Orada bulunmadım fakat duyduğum kadarıyla Genelkurmay Başkanı'nın son açıklamalarına epey gücenmişler ve İmralı mahkumuna özgürlük istiyorlarmış. Sakince bu sloganları atıp alana geldiklerinde yüzü maskelilere dönüştüklerine eminim. Herneyse, bu konu hakkında fazla yorumda bulunmayacağım, yorumu okuyucuya bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs bu coğrafya dışında bahar ve emek bayramı iken, ne yazık ki burada provokasyon ve olay bayramı. Gerek sağı solu döküp devrim yapanlar(?) gerek polis bütün kurtlarını dökerken olan sade vatandaşa, dükkan camı kırılan bakkal amcaya, arabası yanan yeni evliye oluyor. Bu olay bu coğrafyada yaşayan kimseye yaramıyor; bu coğrafyada yaşayanlara yaramayan şeylerde başkalarına yarıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1442585128301352393?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1442585128301352393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1442585128301352393' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1442585128301352393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1442585128301352393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/05/1-mays-provokasyon-bayram.html' title='1 Mayıs Provokasyon Bayramı'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-2350112226817890070</id><published>2009-04-29T21:40:00.002+03:00</published><updated>2009-04-29T22:12:24.736+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><title type='text'>Kaytarma</title><content type='html'>Uzun zamandır yazmayarak kaytarmışız madem, kaytarma hakkında birkaç şey söyleyelim. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Sınavlar sözkonusu iken kaytarma olmaz." Yanlış, gayette kaytarılır fakat herşeyin bir adabı var değil mi? Sınav tarihleri çok öncesinden belli olur genelde. Kaytarma konusunun ehli, dersi verme konusunda da kararlı bir zihnin yapacağı ilk işlem sınava olan gün sayısı ile sınavda çıkacak konu sayısını göz önünde bulundurarak konuları zamana olabildiğince yaymaktır. Örneğin 20 gün sonraki bir sınavda 8 konudan sorumlusun diyelim. Yay olabildiğince günlere! Böylelikle gün başına çalışman gereken asgari sınır azalacak ve kaytarmaya vakit kalacaktır. Günde sadece 2 saat matematik çalışarak hakkında en ufak bir fikrimin olmadığı integral sınavından 100 aldım, işe yarıyor ;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazen ödevler olur değil mi? Özellikle Türk dili, tarih gibi derslerde önceki çalışmalarınızdan feyiz alın derim. Örneğin Türk dili ödevini blogumdan aldığım yazılarla yapacağım ve gayet özgün bir çalışma olacak. ctrl-c ve crtl-v kombinasyonunu bilmek yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türk dili, tarih, laboratuvar güvenliği ve benzeri sözel derslerin sınavları ola ki öğleden sonra ise kaytarma zamanı var demektir. Sözel derslerin sınavlarında bir ay önceden bile çalışmaya başlasanız sadece ezberden ibaret olacağından bari sınava az zaman kala bilgiler taze olsun ki sınavda cozlamayın. Burada bir ekleme yapmak istiyorum; her ne kadar bu dersleri sözel diye bir kenara itmiş gibi görünsemde aslında hepsi önemliler. Eğer adam gibi öğreneceğim diyorsanız kaytarmayın ya da ilk maddeye benze birşey uygulayın, çünkü labda en ufak bir hatanın bile cezasının ağır olabileceğini öğrenmiş olursunuz en azından. Buna karşılık not alayım yeter diyenler bu maddeyi göz önünde bulundursunlar. Nasıl olsa o türe mensuplar bir şekilde bitiriyorlar okulu ölmeden kalmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ders çalışman lazım fakat öğle yemeğinde öyle doldurmuşsun ki mideyi rehavet çöktü. Uyu güzel kardeşim, uyu. Fakat uyandığında bir kahvenin güvenilir desteği ile yarım saat yarım saat; biraz biraz çalışmaya koyul. Kaytarmak sonsuza kadar olmuyor işte :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Olmazsa olmaz denecek bir etkinlik (doğum günü, parti vs..) önemli bir sınavın hemen öncesine denk geliyorsa panik yapmaya gerek yok. Ders saatlerine paralel ve ilk maddeye yakın bir program hazırlanıp sözkonusu gün özgür olunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat dikkat; yukarıdaki maddeler "Sosyal yaşam!!" diye bağırıp "Olm 3.00 ortalamanın altına da düşmeyelim" diyenler için vardır. Aslında böyle maddelerin olmasına dahi gerek yok zira okulla ilgili sağlam düşünceleri olan insan her daim kendisine ve okula ayıracak vakit bulur -istisnai durumlar hariç &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(phd)&lt;/span&gt;.  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-2350112226817890070?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/2350112226817890070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=2350112226817890070' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/2350112226817890070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/2350112226817890070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/kaytarma.html' title='Kaytarma'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8542462349382037088</id><published>2009-04-23T11:40:00.003+03:00</published><updated>2009-04-23T12:10:24.175+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><title type='text'>Ulusal Egemenlik</title><content type='html'>23 Nisan günleri Türk milletinin genelinden farklı olarak ulusal egemenliği kutlarım. Her ne kadar Ulu Önder 23 Nisan 1920 gününde açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin "doğum günü"nü ulusal egemenliğin yanı sıra çocuk bayramı olarakta kutlanmasını söylemişse de Türkiye'de 23 Nisan Çocuk Bayramıdır sadece. Aslında böyle olması çokta doğal.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi ulusal egemenlikten bahsediyorsun ey yazar? Eğer senin ulusun*, yaşadığı topraklar üzerinde tamamen egemen olmuş olsaydı emperyalist devletler ve firmaların kuklaları tarafından yönetilir miydi**? Bunun tam tersi; siyasal görüşü ne olursa olsun en azından o görüş kendisine ait olan insanlar tarafından, bu toprakların iyiliği ve bütünlüğü için yönetilirdi. Eğer Türkiye tam bağımsız bir devlet olsaydı kendi ekonomik atılımlarına kendisi karar verebilecek karaktere de sahip olabilirdi. Memuru, işçisi, emeklisi, öğrencisi; kısacası belli bir gelir seviyesinin altındaki bütün insanları o ve ya bu şekilde tedirgin, ses çıkartamaz halde iken bir ülkenin ulusal egemenliğinden bahsetmenin amacı ve mantığı ne olabilir? Ulusal egemenlik savaşı vermiş insanlar ülkenin tek karış toprağı bile düşman işgalindeyken uyku uymamış, aç bir şekilde savaşmışken bugün karnı tok sırtı pek insanlar ülkenin gerek maddi gerek manevi değerlerini bir bir satıyor; nerede kutsal ulusal egemenlik? Ulus nerede hani? 80 küsür sene önce küllerinden doğan, "piece of cake"*** iken bağımsızlığı için ölümüne savaşan bir millet haline gelen bu insanlar; bugün tamamen sinmiş, kitaptan kültürden bihaber, düşünme yetileri ellerinden alınmış bir halde ulusal egemenliklerinin tereyağından kıl çekilmesi kadar kolay bir şekilde ellerinden alınmasını izleyen insanlar haline dönmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa dönerek devam ediyorum, tabi ki 23 Nisan sadece çocuk bayramıdır. Ulusal egemenlik kavramının içeriğinden bile haberdar olmayan insanların 23 Nisan'ı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlaması kadar garip birşey var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ulus, sadece ulus. Etnik kökene bakmadan sadece Türkiye üzerinde yaşayan insanlar.&lt;br /&gt;** Bir parti adı belirtmiyor, yorumu okuyucuya bırakıyorum.&lt;br /&gt;*** "Çantada keklik"in İngilizcesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8542462349382037088?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8542462349382037088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8542462349382037088' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8542462349382037088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8542462349382037088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/ulusal-egemenlik.html' title='Ulusal Egemenlik'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-7710866408407273634</id><published>2009-04-18T19:23:00.004+03:00</published><updated>2009-04-18T20:13:25.931+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><title type='text'>Albert Einstein 1879 - 1955</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;İngiltere'nin sakin ve sessiz bir köşesinde bir adam, öğle vakti ağacın dibinde oturup birtakım hesaplar yaparken uzun zamandır kafasını kurcalayan gezegen hareketlerini, ağaçtan düşen bir elmanın verdiği ilhamla çözüvermişti. Bu gelişme döneminde gezegenlerin hareketi gibi "kutsal" birşey ile elmanın düşmesi gibi "dünyevi" birşeyi birleştirdiğinden ötürü tepki çekmişte olsa daha sonraları mucidinin adını tarihe altın harflerle kazıyacaktı. 250 yıl sonra ise Yahudi asıllı Alman bir fizikçi çıkıp, İngiliz'in boşlukta bıraktığı noktaları tamamlamak suretiyle -ve açıkçası ondan daha cüretkar bir bir şekilde- bilinen fizik dünyasına tamamen farklı bir bakış açısı getirdi.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326073789585074322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 257px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SeoD5JO8qJI/AAAAAAAAAJY/UrBQNoyEru4/s320/480px-Einstein1921_by_F_Schmutzer_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;İsviçre'de küçük bir patent ofisinden başlayıp Princeton'a uzanan serüveninde Albert Einstein'ın aklında sadece bir, sade ve zarif hedef vardı: doğayı anlamak. 5 yaşındayken eline geçirdiği pusulayla giriş yaptığı bu merak seferinde 12 yaşında karşılaştığı Öklid Geometrisi'nin payıda çok büyüktür ve bu konuda bir merakı olmayanların kuramsal bir buluş yapamayacağını açıkça ifade etmişti hayatının sonuna kadar. "Işık nedir?" diye sormuştu kendi kendisine; ".. bir parçacık mı yoksa bir dalga mı?". Daha sonraları onu üne kavuşturacak özel ve genel görelilik kuramlarının temelinde işte bu tür binlerce merak yatıyordu. Bu iki teorisini açıkladıktan sonra adeta dönemin rockstarı olup çıktı.&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Bütün herşeye karşın O da hata yaptı. Gravitasyonel kuvvet (yerçekimi) ile elektormagnetizmayı birleştirecek; evrendeki herşeyi açıklayacak bir teori ortata koymak için uğraşırken kuantum teorisini öyle gözardı etti ki zayıf çekirdek kuvvetlerinden haberi olup olmadığı konusunda sıklıkla alay edilir. Ünlü "Tanrı zar atmaz" ifadesiyle kuantum düzeydeki karmaşa, düzensizlik ve belirsizliğe karşı çıktı; Herşeyin Teorisi'ne giden yolda kendince doğru fakat bugün baktığımızda yetersiz kalan bir güzergah seçti. &lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Herşey bir yana, Einstein fizik adına bildiğimiz şeylerin en azından yarısına çok iyi bir açıklama getirdi ve bizlere yol gösterdi. Onun ortaya koyduğu gravitasyonel kuvvet ile kuantum dünyasının kuvvetleri her ne kadar birbirleriyle çelişiyor gibi görünselerde günümüz biliminsanları bu kuvvetleri bir araya getirmek için çabalıyorlar. Eğer Einstein'ın çabaları ve zekasının ürünleri olmasaydı -elbette biri bulacaktı fakat- evreni bir teoremle açıklama hedefimize bugün olduğumuz kadar yakın olamazdık.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326079894279802994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 219px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SeoJce_l0HI/AAAAAAAAAJg/VJ1QUc_mcOA/s320/410px-Niels_Bohr_Albert_Einstein2_by_Ehrenfest.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Einstein ve Bohr. Fiziği iki ustası&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-7710866408407273634?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/7710866408407273634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=7710866408407273634' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7710866408407273634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7710866408407273634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/albert-einstein-1879-1955.html' title='Albert Einstein 1879 - 1955'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SeoD5JO8qJI/AAAAAAAAAJY/UrBQNoyEru4/s72-c/480px-Einstein1921_by_F_Schmutzer_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-3023698701269735753</id><published>2009-04-14T22:14:00.009+03:00</published><updated>2009-04-15T15:13:46.506+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Kesintisiz Devinim - 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SeXPP_XllqI/AAAAAAAAAJQ/DHIfsTlg7f0/s1600-h/Windup_alarm_clock.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 174px; height: 152px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SeXPP_XllqI/AAAAAAAAAJQ/DHIfsTlg7f0/s320/Windup_alarm_clock.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324890008050833058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zamandan bahsediyorum kesintisiz devinim derken; yakalamayı başarmanın gerçekten bir başarı olduğu şey... 4. bir boyut olarak zaman sadece kazanılmış algılar ile algılandığı için -belki de- bizi en fazla zorlayan soyut şeylerden birisi olup çıkıyor. Peki neden bu kadar zorlanıyoruz ve zaman ile ilgili olarak bu kadar çok hata yapıyoruz?&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında cevap başlıkta gizli: Kesintisiz Devinim. Zamanın akışını kesip "Heh tamam şimdi işlere bir çeki düzen vereyim" diyemiyoruz. Gündelik yaşam döngülerimiz içerisinde sürekli ona uygun olarak bir gidişat çizebiliyoruz ve bunu dışına çıkmamız olanaksız; tıpkı bir nehrin akışı gibi. Nehrin içindeki kararlı bir su molekülü olarak insan, molekülün diğerleri ile birlikte akıp gittiği gibi insan topluluklarının içinde sürükleniyor ve o kalabalık içinde o kadar kaptırmış ki kendini, esas hareketin farkında değil. Sizce de mantıklı bir benzetme olmadı mı? Tek bir su molekülü doğada gezintiye çıktığında akıntı gibi bir durumu yoktur, istediğini yapar ve oradan oraya amaçsızca uçuşabilir. Bir insanın insan topluluğu yaşamına dur deme isteği sonucu hepsi birbirinin aynı olan şehirlerden kendini koparması, çıktığı yer olan doğaya karışması, nesillerden beri unutulan doğa ile birlikte yaşama becerisini tekrar kazanması ile zaman kavramının ne önemi kalacaktır? Elbette mevsim dönümleri, gece gündüz gibi temel bir takım değişiklikler göz önünde bulundurulacaktır fakat zamanı çok küçük parçalara bölme gereksinimi olmayacaktır ve tıpkı o başıboş su molekülü gibi özgürce doğada dolanabilecektir insan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer insan toplulukları öyle yaşayabilselerdi günümüzde ilim ve sanatta bu kadar da ileri olamazdık, bunu kabul ediyorum. Demeliyim ki biraz önce bahsettiklerim sadece zaman kavramının insan üzerinde bir tesiri olup olmadığı durumlarla ilgiliydi. Eğer zamandan, onu yakalama telaşından hoşnut değilseniz malesef şehir yaşantısı size göre değil. Bir diğer taraftan, eğer ki zamanı yakalamaktansa onu düzgün bir şekilde idare edebilmeyi öğrenirseniz, akıntı içerisinde her adımı sanki akıntıdan bağımsızmış gibi olan bir su molekülü olabilirsiniz. Tabi ki gündelik sorumluluklarınızı yerine getirir ve yapmanız gereken işleri yaparsınız fakat diğer insanların vakit bulamamaktan şikayetçi oldukları şeylere de vakit yaratabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu başarmak için neler yapmak gerektiğini diğer yazımda ele alacağım. Eğer o zamana kadar mantıklı birşeyler bulamazsam yukarıdaki paragrafta ortaya attığım hipotezi gözden geçirmem gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese iyi günler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-3023698701269735753?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/3023698701269735753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=3023698701269735753' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3023698701269735753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3023698701269735753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/kesintisiz-devinim-1.html' title='Kesintisiz Devinim - 1'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SeXPP_XllqI/AAAAAAAAAJQ/DHIfsTlg7f0/s72-c/Windup_alarm_clock.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8254988304698946689</id><published>2009-04-13T20:32:00.007+03:00</published><updated>2009-04-13T21:05:29.736+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><title type='text'>Matematik Denen Büyük Sevimli Şey</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.uofaweb.ualberta.ca/compneurolab/images/math_400.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 291px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px" alt="" src="http://www.uofaweb.ualberta.ca/compneurolab/images/math_400.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kütüphane evim gibi artık; neredeyse raflardaki değişik kitapları bile farkeder olacağım. Her ne kadar kütüphane olmak için çok düzensiz ve küçükte olsa orada ders çalışmak benim için ayrı bir zevk. 2 katlı kütüphanede ders tekrarını genelde 1. katta, sınav hazırlıklarınıda 2. katta yaparım. Gelenek gibi birşey fakat her ne kadar saçma sapan görünse de bu gibi alışkanlıklar fena halde etkiliyor insanı. Bugün sınav tekrarı olarak matematiğe çalıştım ve doğal olarak 2. kattaydım. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Matematik! Bilimin dilidir matematik. Hatta çok rahatlıkla doğanın dilide diyebilirim belli sınırlar çerçevesinde. Matematik her ne kadar bu seneye kadar başımın belası olmuş olsa da içten içe merak ederdim; hatta pek anlayamadığım için kendime kızardım. Daha sonra, bu sene birden bir değişiklik oldu ve ilk dönem matematiğe çalıştım, AA getirdim. Bu başarı şu anda gözümde pek kıymete sahip değil çünkü sadece ezberleyerek, mantığından çok sonucunu kafaya kazıyarak aldım bu notu. Tamam, türev ve integral hesabında bazı şeyler ezberlenmeli çünkü mantığında dair açıklamalar bir kimyager olarak benim alanımın dışında. Buna karşın daha oturaklı bir şekilde halledebilirdim ilk dönem matematiği ve sömestr tatili dönüşü herşeyi unutmuş olmazdım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçen dönemin aksine bu dönem, hatta bugün herşey değişti. Bugün genelleştirilmiş integral çalışırken kendimi öyle bir heyecan içerisinde buldum ki, geçen dönem çalışırken sadece ezberleyeceğim şeyleri gerçekten öğrenmiş oldum. Asıl önemli olansa meraktı kesinlikle. Ben bugün merak ettim. Ben bugün bir biliminsanının olması gerektiği gibi davrandım ve bu tamamen kendi kendine oldu. Konu bir 3. sınıf öğrencisine göre çerez olabilir fakat şu anda en çok merak ettiklerim arasında. Sonsuza giden bir doğrunun altında kalan alan bence merak edilmesi en doğal şeylerden birisi hatta.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak matematik artık birsürü birsürü ezberden ibaret birşey değil benim için, bütün doğasıyla anlamaya çabaladığım bir uğraş. Bunun öyle olmasındanda inanılmaz keyif alıyorum şu anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Foto &lt;a href="http://www.uofaweb.ualberta.ca/compneurolab/newshome.cfm"&gt;bu&lt;/a&gt; siteden alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8254988304698946689?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8254988304698946689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8254988304698946689' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8254988304698946689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8254988304698946689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/matematik-denen-buyuk-sevimli-sey.html' title='Matematik Denen Büyük Sevimli Şey'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8771190495439601228</id><published>2009-04-11T01:41:00.004+03:00</published><updated>2009-04-11T02:12:44.932+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><title type='text'>Ne Geçecek Elime?</title><content type='html'>&lt;em&gt;Gecenin durgunluğunda dikilip duruyorum ortalık yerde. Duyuyorum kendini sürekli tekrarlayaın aynı tınıyı heryerde. Ardarda birbirini kovalayan notalarla oluşan bu ritmin neresindeyim şu anda peki, nerede olmalıydım gerçekte? Bir iki üç derken nerede durmalıyıdım alkol tüketiminde? Duramadım işte şimdi, aklımda binlerce dünyevi işlem formül formalite.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılması gereken o kadar çok şey var ki, bazen bütün bir yaşamın yetmeyeceğini düşünüyorum. Sonra da şu soru gelmiyor mu akla: "Peki bu kadar çok şeyi anlamaya gerek var mı gerçekten?". Tamam, birçok şeyi biliyorum kavramışım ve artık yaşım ilerlemiş diyelim; o zaman ne olacak, ne geçecek elime? İşte tam da bu nokta da demeliyim ki elime hiçbirşey geçmese de içimdeki çocuğun merak edip durduğu şeylere anlam kazandırmış olacağım. Hem illa da elime birşey mi geçmesi lazım sanki. "Neden varız?", "Neden insanız da -mesela- köpek değiliz?", "Var olmasak acaba ne olurdu?" diye düşünen bir çocuğun 15 sene sonraki hali olarak kendimi hiçte boşa kürek çekiyor gibi görmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen yaşadığım hayata bakarak çok yanlış yönlendirdiğimi düşünürken bazende iyi ki böyle diyorum. Buna karşın aslında bu gibi yargılar, ufak detayların göz önünde bulundurulması sonucu oluyor. Hayatım şu anda ben istesemde istemesemde çok iyi gidiyor ve tek yapmam gereken buna adam gibi yol göstermek. İyi yolda mesela 20 sene gidince ne olacak derseniz sanırım epey okumuş, olmak istediğim yerde olan bir adam olacağım. Ve işte kritik soru: "Bir işe yarayacak mı, hele ki Türkiye'de?". Evet! Hangi ülkede olursa olsun işe yarar. Öğrendikçe doğaya dönmek ister insan, her ne kadar şehirde büyümüş biri olarak bazı şeylerden kopamasa da. Ve aslında hiç düşlemiyor değilim yemyeşil ovalarda at koşturup gece yurd çadırıma dönmeyi.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8771190495439601228?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8771190495439601228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8771190495439601228' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8771190495439601228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8771190495439601228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/ne-gececek-elime.html' title='Ne Geçecek Elime?'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-415098140930705015</id><published>2009-04-03T11:56:00.003+03:00</published><updated>2009-04-03T12:27:40.402+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><title type='text'>Üniversite Öğrenimimde Yaptığım Hatalar</title><content type='html'>(1+) 1.5 dönemdir okuduğum Ankara Üniversitesinde bu zamana kadar öğrenim adına attığım adımların yanlış olduğuna inanıyorum. Tıpkı Temel Kimya dersi hocamın sistemin yanlışlığından dem vurduğu dünkü kısa konuşması sonrası düşündüğüm gibi, sadece okuldaki sistemde değil bende de hatalar olduğu kanaatindeyim; fakat ne kadar? &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle biraz sistemden bahsetmenin yararlı olacağını düşünüyorum. Son zamanlarda takip ettiğim &lt;a href="http://garajimdakiejderha.worldpress.com/"&gt;bu&lt;/a&gt; blogun yazarı gibi bende yüksek öğrenim sistemimizin sakatlığından yakınıyorum. Bu sakatlığın esas nedeni "konu bu, formül bu, hadi sınavda yapın bakalım" anlayışıdır. Sözel bölümlerde ise formül yerine kavramlar ön planda ve eğer hocanızla aynı fikirde değilseniz sınavdan düşük alacaksınız demektir (birçok arkadaşımdan duyduğum bir durum bu). Üniversite eğitiminin bu haliyle liseden tek farkı formüllerin nereden çıktığının anlatılmasıdır. Tabi ki bir kısım hocalar işin mantığını kavratmaya çalışıyorlar, bu sebepten bazen bütün bir dersi aslında tamamen alakasız fakat o sıralarda işlenen konu ile paralel anlatımlara bırakıyorlar (dünkü temel kimya dersimizde nanoteknolojik bir bulguyu tamamen temel kimya konuları ile açıkladı sayın hocam Hasan Nazır). Bazen hoca ne kadar açık fikirli olursa olsun yine de sınavlarda çakılıyorsunuz. Temel Kimya ortalamam -bence- düşüktü, hatta vize ortalamam 60'tı geçen dönem fakat sınıfta herkes benim kimya derslerine çok hakim olduğumu düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ben ne hata yaptım? En büyük hatam düzenli bir ders çalışma alışkanlığı oturtamamış olmam dersem sanırım çok doğru bir şey söylemiş olurum. Düzenli çalışmak demek sadece sınav dönemleri "bugün şu yarın bu konu" demek değil. Her ne kadar geçen final döneminde çok düzenli bir şekilde çalışarak başarılı olsam da bu çalışma düzeni bütün döneme yayılmalı. Hergün eve gelindiğinde gün içerisinde işlenen derslerin tekrarları yapılmalı. Hatta varsa fazladan bilgi internet ve ek kaynak yoluyla öğrenilmeli. Ben şunu düşünüyorum ki bu yazdıklarım günün 1 saatini belki doldurur. Günün kısa bir bölümünü ayırarak final dönemi yığılmalarına engel olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer önemli hatam ise konu temelinde çalışmam. Nedir bu? Eğer sınavda -örneğin- katı, sıvı ve gaz konularından sorumluysak sadece onları çalışmak demek bu. Bir anlamda hocayla aynı seviyede, ne eksik ne fazla çalışmak. Birçok üniversite öğrencisinin hayali olan bu durum beni rahatsız ediyor. Sanki birine bağlıymışım gibi hissediyorum kendimi fakat bu bağımlılık bana çok anlamsız geliyor. Örneğin bugün bir sonraki konu olan karışımlara geçmek ve epey ilerlemek istiyorum. Zamanı gelince hocadan da dinlerim problem değil. Böylece birşeyleri kendi başıma keşfederek ileri dönemdeki kariyer hedeflerime kendimi hazırlamak istiyorum. Dahası bu uzun ve karmaşık yolda kendi kendime ilerleyebilmeyi, bir anlamda yürümeyi öğrenmeyi istiyorum. Milyonlarca kez yapılmış bir deneyi -örneğin titrasyon- kendi kendime, sadece kaynakları ve aklımı kullanarak, kimse bana "şunu buraya asacaksın Mustafa" demeden gerçekleştirmek istiyorum. Çünkü ben birşeyleri gerçekten bilmek istiyorum, sadece sınav dönemini atlatmak için değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bu şekilde ilerleyeceğim yüksek öğrenim hayatımda. Bu konuda çokta ciddiyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-415098140930705015?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/415098140930705015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=415098140930705015' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/415098140930705015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/415098140930705015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/universite-ogrenimimde-yaptgm-hatalar.html' title='Üniversite Öğrenimimde Yaptığım Hatalar'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8275873932040075586</id><published>2009-04-02T11:02:00.002+03:00</published><updated>2009-04-02T11:16:21.867+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>2009 Yerel Seçimleri 2 - Ardından</title><content type='html'>Evet, bildiğiniz üzere iktidar partisi oyları azalsada yine çoğunluğu (hem il genel meclislerinde, hemde belediye başkanlıklarında) kazandı. Benim asıl değinmek istediğim nokta Ankara. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara'da seçmen hala Melih Gökçek diyor. Seçimin iptal olması durumları bir yana, yine de bir kısım insanın inatla Malih Gökçek'e oy vermesine anlam veremiyorum; tıpkı iktidar partisinin Melih Gökçek'i aday göstermesi gibi. Bir seçmen olarak, tamam iktidar partisini destekliyorsundur ancak adayına da bir bakman gerekmez mi? Açıkçası ben o partisi destekliyor olsam yine Melih Gökçek'e oy vermezdim hatta partiyi eleştirirdim aday belirleme kriterleri açısından. Halkı soyan (doğalgaz sayaçları, su faturaları), vaad ettiği şeyleri 5 senede gerçekleştirememiş (süpersonik heykeller?), başladığı projeler bitim tarihinde bitmemiş (ve üstelik hala bitmemiş.. bkz Keçiören metrosu) ve buna karşın halkı kömür ve makarna ile kandırmış bir insan Melih Gökçek. Keçiören Metrosu durumunu biraz açacak olursak, 2005 yılında bitirileceği vaad edilen metro 2009 yılında hala bitmemiş durumdadır ve üstüne üstlük köprülerde "Keçiören Metrosunun %49'u bitti!" gibi sevindirici (?) haberler verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana muhalefet partisinin adayı da eleştirilebilir. Örneğin Murat Karayalçın yerine Kemal Kılıçdaroğlu Ankara'dan aday gösterildeydi ana muhalefet Ankara'yı alabilirdi. Karayalçın her ne kadar güvendiğim bir siyasetçi olsa da birtakım seçmen geçmişte Kürt bölücülüğü yapan siyasetçilerle yaptığı ittifaktan ötürü ana muhalefet partisi adayına sıcak bakmadı. Öte yandan eğer Kılıçdaroğlu Ankara adayı olsaydı İstanbul için çok güçlü bir aday çıkaramayabilirdi. Parti kulislerinde bu konu oldukça çok tartışılıyormuş şu sıralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer muhalefet partisi ise oylarını epey arttırarak çıktı sandıktan. Aldıkları (yanlış hatırlamıyorsam) 6 belediye başkanlığı ile siyasete geri döndüler. Ankara için çıkardıkları aday oldukça düzgün bir insandı ve bende "Eğer Karayalçın alamazsa bari Yavaş alsın" gibi bir his yaratmayı başarmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer sorun elektrik kesintileri, oyların sayılmamış olması gibi durumlar. Ankara'da seçimin iptali konuşuluyor, bakalım önümüzdeki günler bize neler gösterecek. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8275873932040075586?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8275873932040075586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8275873932040075586' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8275873932040075586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8275873932040075586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/04/2009-yerel-secimleri-2-ardndan.html' title='2009 Yerel Seçimleri 2 - Ardından'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-552221180457430910</id><published>2009-03-27T11:49:00.004+02:00</published><updated>2009-03-27T12:16:22.215+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>2009 Yerel Seçimleri Hakkında - 1 "Beni Temsil Eden Parti Yok"</title><content type='html'>&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fc/Election_MG_3455.JPG"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 366px; CURSOR: hand; HEIGHT: 237px" alt="" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fc/Election_MG_3455.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Seçimler demokratik düzenin temelleridir. Herkesçe bilinen, herkesin o ve ya bu şekilde duyduğu ve katıldığı bu gerçek ne yazık ki iş başa düşünce unutuluyor.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim dönemlerinde eş dost çevrelerinden duyduğumuz "Beni temsil eden parti yok" tümcesi artık o derece yaygınlaşmış ve ağızlara pelesenk olmuştur ki, daha büyük partilerin siyaset yelpazesinin neresinde olduklarından haberi bile olmayan insanların oy vermemek için tek sebebi olmuştur. Tamam, bazı insanlar sadece günümüz siyasetine değil genel olarak tarihte siyasete çok hakimdirler ve derin düşüncelerini temsil edecek parti bulamamaktadırlar; fakat onlar dahi, akıllarındaki siyasal düzene ulaşmak için "sıçrama taşları" olacak partilere oy vermektedirler. Bu sebepten oy vermemek ve bunun temelini beni temsil edecek parti yok düşüncesine bağdaştırmak sadece kaçmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle düşünen insanların mantıklı olduğunu kabul edebilmem için öncelikle her partinin -sadece büyük olanların değil hepsinin- genel duruşundan haberdar, parti başkanlarının geçmişi hakkında genel bir bilgiye sahip ve en önemlisi kendi düşünceleri ile parti ya da partilerin savunduğu düşüncelerin fark ve benzerliklerini iyi süzmüş olması şarttır. Bu şartlar sağlandığı vakit hala oy vermek istemediğini belirten bir kişiye kimsenin karşı çıkamayacağını düşünüyorum. Kendinin böyle olduğunu sanan kişiler içinse söylenecek pek fazla birşey yok. Kendi görüşümden bahsetmem gerekirse de bugün bilimsel sosyalizmi savunan bir parti dahi varsa (EMEP - Emek Partisi), herkesin düşüncesi doğrultusunda bir parti vardır diyorum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek dertleri okulda ortam yapmak olan, doğru dürüst bir tane bile siyasi içerikli kitap dergi okumamış, siyasi parti isimlerinin açılımlarını bile bilmeyen bir kişi çıkıp beni temsil edecek parti bulamıyorum diyorsa o zaman siyaset bilinci ve dolayısıyla demokrasi Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında oturmamış demektir. Siyasetten az çok anlayan, partiler hakkında yüzeyselde olsa bir bilgisi olan ve hangi partiye oy vereceğini seçebilecek kadar bir altyapıya sahip birinin bu tümceyi sarfettikten sonra kalkıp mevcut iktidarı ve yerel yönetimi eleştirmesi ise bence kabul edilebilir bir davranış değildir. Tanıyın siyasal partileri, bakın parti başkanları nasıl kişiler, yerel yönetimlerdeki adayları neler yapmış neler yapmamış; sonra da o ve ya bu şekilde bir karara varın. Bu konuda bu kadar ısrarlıyım çünkü bu sağ sol meselesi değil, tamamen demokrasi ile ilgili bir sorun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Eğer Türkiye'deki siyasal partileri tanımıyorsanız:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_faal_siyasi_partiler_listesi"&gt;Türkiye'deki faal siyasi partiler listesi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğruluğu konusunda şüphem olmayan bir yazı: &lt;a href="http://beyn.org/oy-kullanmamanin-zarari/"&gt;Beyn.org: Oy kullanmamanın zararı&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-552221180457430910?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/552221180457430910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=552221180457430910' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/552221180457430910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/552221180457430910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/2009-yerel-secimleri-hakknda-1-beni.html' title='2009 Yerel Seçimleri Hakkında - 1 &quot;Beni Temsil Eden Parti Yok&quot;'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-7378919139728847947</id><published>2009-03-26T14:16:00.003+02:00</published><updated>2009-03-26T14:32:25.500+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><title type='text'>Facebook Test Tripleri</title><content type='html'>Yeter artık demek lazım! Bakalım kimin doğumgünü varmış, nerede organizasyon var diye sayfama ne zaman giriş yapsam baştan aşağı "hede hödö össyi kazanma ihtimalin testini çözdü %05 çıktı", "hede hödö kalbin ne renk testini çözdü mavi çıktı" gibi saçma sapan, hiçbir amaca hizmet etmeyen test haberleriyle karşılaşıyorum.&lt;span class="fullpost"&gt; Tamam isteyen istediğini yapsın ancak insanlar çok basit birşey bile yaparken yaptıklarının mantıklı olup olmadığını sorgulamalıdır. "Hangi müzik türüsün" testini çözen rock-metal müzik dinlerin ben dinlediğini anladığından şüphe ederim. Aynı şekilde "mutlu musun" diye test çözmek acaba insana mutluluğu konusunda nasıl bir ipucu verebilir? Mutluysan mutlusundur, hissedemiyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde dikkati çeken şey herkesin kendine yakıştırığı yaşam ile ilgili test sonuçları elde etmesi. Mesela özenti bir biçimde rock müzik dinleyen bir arkadaşın "hangi müzik aletisiniz" testinden elektro gitar çıkması bence rastlantı ya da gerçek değil. İnsanlar testleri çözerken "hımm evet ben böyleyim" diye değil "aslında böyle olsam çok daha havalı olurum" şeklinde çözüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde "ulan o kadar metalciyiz dedik inanmadılar heralde, birde test sonucunu gözlerine sokayım" diyenler mevcut. Yoksa adam daha hangi tür müzik dinlediğini bilmiyor ve bu konuda teste başvuruyorsa sorunları var demektir. Bu sadece ve sadece insanlara kendilerini iyi anlatamayıp (ya da öyle düşünüp) "eheh bakın gitar çıktım" demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra faydalı testler yok mudur, bilmiyorum belki vardır ancak rastlamadım. Bu test furyası bir milletin nasıl birşeyin peşine takılıp sürüklenebileceğini gösteriyor ve ne yazık ki sürüklenenler gelecekte ülke yönetiminde söz sahibi olacak insanlar. Size tavsiyem, böyle aptalca testler çözmeyiniz, çözene mani olunuz. Saygılar.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-7378919139728847947?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/7378919139728847947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=7378919139728847947' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7378919139728847947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7378919139728847947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/facebook-test-tripleri.html' title='Facebook Test Tripleri'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-3980105118639824577</id><published>2009-03-22T19:58:00.004+02:00</published><updated>2009-03-22T20:13:19.189+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Anket #1 - Yaşam Tarzını Sevdiğiniz On Yıl(lar)?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ScZ8WDyYwGI/AAAAAAAAAJI/Pvi2oAckPks/s1600-h/anket.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316073128573059170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 221px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ScZ8WDyYwGI/AAAAAAAAAJI/Pvi2oAckPks/s320/anket.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tamam itiraf ediyorum, bu fikrin esas sahibi ben değildim. Yani bu anket yapıp sonuçları hakkında yorumlar yapmak fikrinin. Esas sahibinede teşekkür etmeden edemeyeceğim ama :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gelin sonuçları değerlendirelim. Okur kitlemin olmasını beklediğim gibi 70'ler hayranı olmasına sevindim çünkü nostaljik geçişleri sıklaştırmayı düşünüyorum. Eh madem 80'lerden eski 60'lardan beri istiyorsunuz, o halde daha çok 70'ler tarzına yakın, Türkiye ve Dünya gündeminde 70'lerde ne varsa onlara yer vermeye çalışacağım. 80'lerin ikinci sırayı kapmasına şaşamamalı, zira günümüzde 80'lere duyulan güçlü bir özlem var. Belkide daha da mekanikleşmeye (hatta elektronikleşmeye) başlamış bir dünyada cep telefonsuz, facebooksuz olmayı özlemişiz. 60'lar ve 90'ların bu kadar yakın çıkmasına şaşırdım diyebilirim aslında. Tahminimce 60'lar daha ağır basar diyordum anketi açarken çünkü gerek ülkemizde gerek yeryüzünde 60'lar hep sevilmiştir ve yeniliklerin, değişikliklerin ve eğlencenin dönemi olmuştur. Tabi hippileri unutmayalım.. 2000'leri seçen insanlarıda anlıyorum ancak aynı düşüneyi paylaşmadığımıda belirtmek isterim :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herkesin 2 seçenek hakkı vardı, bende seçeneklerimi 70'ler ve 80'lerden yana kullanmıştım. Bu yönde oy kullanmamın esas sebebi hiç yaşamadığım yıllarda yapılmış eserlerin ya da ortaya çıkan akımların şuanda hayatımda önemli bir yer tutması. Hepsini tek bir çatı altında toplayabilirizde: Müzik. İşte bu yüzden 70'ler ve 80'lerin yaşam tarzından tutunda hayata bakışına kadar birçok yönünü seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-3980105118639824577?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/3980105118639824577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=3980105118639824577' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3980105118639824577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3980105118639824577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/anket-1-yasam-tarzn-sevdiginiz-on-yllar.html' title='Anket #1 - Yaşam Tarzını Sevdiğiniz On Yıl(lar)?'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ScZ8WDyYwGI/AAAAAAAAAJI/Pvi2oAckPks/s72-c/anket.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-4359166889251767275</id><published>2009-03-19T19:25:00.004+02:00</published><updated>2009-03-19T20:03:32.670+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><title type='text'>Kör Saatçi - Richard Dawkins</title><content type='html'>&lt;a href="http://static.ideefixe.com/images/100/100902_2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 205px; CURSOR: hand; HEIGHT: 298px" alt="" src="http://static.ideefixe.com/images/100/100902_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kör Saatçi, Richard Dawkins'in 1986 yılında yayınladığı, evrim, evrimin anlaşılması ve karmaşık yapıların ortaya çıkışının evrimsel olarak açıklanabilirliği hakkında bir kitap. Türkiye'de Tübitak Yayınları tarafından ilk baskısı 1998 yılında gerçekleştirilmiş. Bende günün birinde ani bir kararla edindim bu kitabı aslında. O dönemler evrim konusunda ciddi eksikliğim vardı&lt;a href="http://static.ideefixe.com/images/100/100902_2.jpg"&gt;&lt;/a&gt; ve bir savunucusundan evrimi okumalıydım -evet savunucusundan okumalıydım çünkü epey karşıt görüş dinlemiştim o zamana kadar. Dawkins adı o zamana kadar sadece Tanrı Yanılgısı kitabının yazarı olarak kalmıştı aklıma; birde belki resmi sitesine olan ulaşımın yasaklanmış olmasından.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kitabevinde bilim kitapları sırasına bakarken gözüme önce yazarının adı takıldı kitabın. Elime aldım, arkasındaki açıklamayı okudum ve almaya karar verdim. Bir yandan az önce bahsettiğim evrim konusundaki eksikliğimi gidereceğimi düşünüyordum, bir yandan da &lt;em&gt;yansız&lt;/em&gt; görüşümün değişip değişemeyeceğini merak ediyordum. Ayrıca kitabın yazarının toplum içerisindeki konumu itibariyle kitabın hayli iddialı olduğunu kestirebiliyordum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kitabın dili tamda benim sevdiğim türden çıkınca ilk sayfalar oldukça hızlı şekilde eriyip gitti. Daha sonrasında araya giren etkenlerle kitap olması gerekenden daha uzun sürede bitsede bittiğinde "tamam" diyebildiğim kitaplar arasına girdi. Dili konusunda söylemek istediğim bir diğer faktörde Carl Sagan'ın diline yakın olduğu. Eğer Sagan kitaplarını -benim gibi- bir çırpıda okumuşsanız ve hala gözünüze takıldığında kitaplıktan alıp rastgele bir sayfasından açıp okuma ihtiyacı hissediyorsanız sanırım Kör Saatçi kitabının dili içinde bunları söyleyebilirsiniz. İçerik hakkında bahsetmek istediğim bir diğer şey anlatılmak istenen şeyin uygun başlıklar seçilerek güzel örnekler verilmesi. Göz ve yarasanın yön bulma organları hakkında verilen bilgiler gayet iyi seçilmiş örneğin.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu kitabın ardından evrimin gerçekliği hakkında kafamda çokta fazla soru işareti kaldığını iddia edemem. Derin bir konu olduğu için burada değinmeyeceğim. Bu kitabı evrim hakkında bilgi edinmek, savunanlar evrim derken neyi kastediyor bunu anlamak ve süreç nasıl işliyor bunu görebilmek isteyenlere önerdiğim kadar evrimin gerçekdışı olduğunu düşünenlere de öneriyorum. Çünkü birşeye karşı çıkmak için önce o şeyi iyi bilmek gerekir ve evrim karşıtları bu ne bunun benzeri kitaplar okuyarak iddialarının gerçekliğini gözden geçirebilirler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-4359166889251767275?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/4359166889251767275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=4359166889251767275' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4359166889251767275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4359166889251767275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/kor-saatci-richard-dawkins.html' title='Kör Saatçi - Richard Dawkins'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-3663808757082805890</id><published>2009-03-13T21:42:00.007+02:00</published><updated>2009-03-14T10:01:54.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><title type='text'>Rainbow - I Surrender</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://ecx.images-amazon.com/images/I/61FRa70n0fL._SL500_AA280_.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 280px; CURSOR: hand; HEIGHT: 280px" alt="" src="http://ecx.images-amazon.com/images/I/61FRa70n0fL._SL500_AA280_.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Genelde neye alışmışızdır; ayrılıkla ilgili olan şarkılar yavaş olur, derinden gider, kulaktan çok zihne ve kalbe etki etmelidir. Örneğin Steelheart'ın She's Gone şarkısı tamda bu kıvamdadır ki Matijevic'in çığlıkları kulağınızı direk geçip kalbinize ulaşır. Hele ki sevdiğinizden yeni ayrılmışsanız.. Ancak Rainbow'un Difficult To Cure albümünde bize hediye ettiği I Surrender böyle değil. Olabildiğince hareketli, insanın içinde hoplama zıplama isteği yaratan bir şarkı(2009 yılına bu şarkıda zıplarken ve şarkıyı avazım çıkana kadar bağırarak söylerken girdim ve cidden çok eğlendim). &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grupların yaptıkları albümlerde, müziklerinde, sözlerinde ve duruşlarında her zaman dikkate değer şeyler vardır. Bunlar grubun duruşunu belirler biliyorsunuz. Rainbow'un en önemli elemanı (her ne kadar çok kaliteli elemanlar gruba dahil olup ayrılmışsa da) Ritchie Blackmore'dur. İşte bu yüzden Blackmore's Night olarak devam eder grup bir süre kariyerine. Aslında bir proje grubu sayılır en başta ancak Roger Glover, Ronnie J. Dio, Joe Lynn Turner ve Tom Rondinelli gibi isimlerin katkılarıyla Deep Purple ayarını yakalamıştır. Şarkınında bir duyguyu, o duygunun karşıtı bir tonda anlatabilmesinin ve o duyguyu herkese hissettirebilmesinin sırrı işte bu müzikal dehada yatıyor. Sadece Blackmore sağlamasada bunu en büyük pay tartışmasız ona ait kanımca.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıya dönecek olursam öncelikle şarkıyı dile getiren elemanın zamanın birinde bir eşeklik yaptığını anlıyorum. Eşeklik yapmakla kalmamışta, bir süre kendini haklı sanmış ya da böyle davranmış hatun kişi döner gelir diye. Ancak şu var ki hatun kişiler böyle numaraları yutmazlar. Bu durumda da hatun numarayı yutmuyor ve eleman dondobalak kalıyor. Aerosmith'in Crazy şarkısında gördüğümüz "Adamı mezarına gönderen bir tür aşk bu.." türünden bir yakınmayla başlıyor eleman "Tamam teslim oluyorum bebeğim, elindeyim, benle ne istersen yap" diye. Dahası eleman bu türden bir duyguyu ilk kez yaşıyor ve kendi başıma hallederim dese de fayda etmiyor. Şarkının nakaratı şu şekilde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Teslim oluyorum, teslim oluyorum&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Rol yapmayı bırakıyorum&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Duyarlı ol, duyarlı ol canım&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Sana gönderdiğim aşkı hissedemiyor musun?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Teslim oluyorum&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Şarkıyı müzikal açıdan değerlendirdiğimde ilk dikkatimi çeken Joe Lynn Turner'ın muhteşem sesi oluyor sayın okurlar. Turner'ın grupla ilk albümü Difficult To Cure ve belki birazda Dio'dan sonra kendisini kanıtlama isteğiyle şarkıları çok iyi yorumluyor. Şarkıdaki inişleri çıkışlar tamda olması gerektiği gibi ve olması gerektiği yerlerde. "Don't take away this feel inside/I&lt;a href="http://img.letssingit.com/members/802938/rainbow_paint.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 295px; CURSOR: hand; HEIGHT: 261px" alt="" src="http://img.letssingit.com/members/802938/rainbow_paint.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;'m still in love with you" kısmı şarkının en vurucu yeriyse bunda -tamam Blackmore ve Glover'ında katkısı var ama- Turner'ın sesi birinci sebeptir. Şarkının solosuna baktığımda tam, %100, safkan bir Ritchie Blackmore solosu görüyorum ki mutluluktan uçuyorum (bir ayrılık şarkısında?). Akılda kalıcı bir solo olması sebebiyle okula giderken, ders çalışırken falan epey mırıldanırım. Birde pek bahsetmedim ama Glover'ın bass katkısı muhteşem. Arkada birisinin sürekli birşeyler yaptığını, bunun şarkının böylesine dolgun ve doyurucu olmasında etken oluşturduğunu biliyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Rock müziğin klasiklerinden olan bu şarkıya birçok "rock best of.." toplama albümlerinden ulaşabilirsiniz. Olmadı myspace'e bir bakın bakalım.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Bu da klibin youtube linki, ki youtube'a giremeyenler için ktunnel her zaman mevcut.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=knyH0JDwlYg"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=knyH0JDwlYg&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-3663808757082805890?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/3663808757082805890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=3663808757082805890' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3663808757082805890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3663808757082805890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/rainbow-i-surrender.html' title='Rainbow - I Surrender'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8998641144961693383</id><published>2009-03-12T21:37:00.006+02:00</published><updated>2009-04-04T22:19:11.781+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><title type='text'>Kitap Seçimi Yaparken</title><content type='html'>&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/44/SanDiegoCityCollegeLearingRecourceCity-bookshelf.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 370px; HEIGHT: 256px" alt="" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/44/SanDiegoCityCollegeLearingRecourceCity-bookshelf.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/44/SanDiegoCityCollegeLearingRecourceCity-bookshelf.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Kitap okumak önemlidir" gibi bir kalıpla girmek istemiyordum açıkçası ama bu konuya yapılabilecek en iyi girişlerden birisi o. Her ne kadar ileride kitabın ne olduğundan haberi olmayan insanların yeryüzünde dolaşması sözkonusu olsa bile bugün bu kalıbı her sarfettiğimizde, her dost meclisinde gündeme geldiğinde kitapları biraz daha yaşatabileceğimize eminim. Bana göre ne tür kitap okunursa okunsun insana birşey katar (bu genelde pekte kabul gören birşey değil).&lt;/SPAN class=fullpost&gt; &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün hakkında konuşmak istediğim mesele ise kitapların önemi, türleri gibi şeylerden ziyade bir insanın kitap seçimini bence nasıl yapması gerektiği. Tabiki ben büyük bir otorite, vazgeçilmez lider falan değilim ancak bu blog benim ve zaten var olma sebebi düşüncelerimi paylaşma isteğim :) Lafı fazla uzatmadan bir koşul getirmek istiyorum: her tür kitap okunmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bence kitap seçiminde en önemli etken o insanın hayatında kendine koyduğu hedeflerdir. "Hedefleri yoksa peki?" diyebilirsiniz. Hedefi olmayan kişilerin bu durumu çok uzun süre koruyamayacakları konusunda iddiaya girebilirim. Hedef konusuda aslında çok çeşitli görebildiğiniz üzere. Yükseklisans dalı seçiminden işinde yükselmeye kadar aslında hayatımızın birçok evresinde geleceğe dair planlarımız oluyor. Benim bu konuyu ele almamdaki esas etken şu sıralarda yükseklisans dal seçimime yönelik kitaplara ağırlık vermemdi zaten. Bir başka durumda örneğin fazla kilolarından şikayetçi birisi bunu piskolojik etkenlere bağlayan kitapları bir süre takip edebilir. Evrim konusunda meraklı ancak yeterli bilgiye sahip olmayan birisi ise teoriyi savunan ve karşı çıkan kitapları okuyarak sentez sonucu kafasında bir fikir oluşturabilir. Olay tamamen birşeyin kafaya takılmasında yatıyor aslında. Tarih merakıda olabilir bu ya da tamamen kurgusal şeylerde... Tabi bugünlerde kafasına birşey takılan insanların sayısı azınlıkta ve gittikçe de azalıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Koşula dönmek istiyorum bu noktada. Tabiki herkes hedefe yönelik kitaplar okumalı yalnız bunu yaparken diğer türleride dışlamamalı. Sürekli aynı tür kitap okumak durumunda kalabilirsiniz eğer hedefe yönelik okuyorsanız, ancak böyle yapmamalısınız. Sürekli evrim hakkında kitap okuyan birisi durup bir Dünya ve ya Türk klasiği okumalıdır bence. Yeni çıkan kitaplara göz atmalı, bu sayede belki sadece hedefe yönelik okusa kaçırabileceği iyi yazarları kaçırmamalıdır. Zaten okumanın temelinde de bu yok mu? Biraz bilgilenmek biraz zevk... Dediklerimi toparlamam gerekirse her insan her tür kitap okumalı yalnız bunu yaparken hedefine yönelik kitaplara ağırlık vermelidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8998641144961693383?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8998641144961693383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8998641144961693383' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8998641144961693383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8998641144961693383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/kitap-secimi-yaparken.html' title='Kitap Seçimi Yaparken'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-827555731411674833</id><published>2009-03-10T19:30:00.004+02:00</published><updated>2009-03-14T10:02:59.875+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><title type='text'>Bilim Teknik'ten Darwin'e Sansür</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SbakEGqfBcI/AAAAAAAAAI4/C04Wp_3tlXI/s1600-h/fft5_mf134156.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311613200945317314" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 186px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SbakEGqfBcI/AAAAAAAAAI4/C04Wp_3tlXI/s320/fft5_mf134156.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Haberlerden takip etmişsinizdir, uzun uzadıya anlatmak istemiyorum. Bilim ve Teknik dergisinin Mart 2009 sayısı, İngiliz biyolog Charles Darwin'in 200'üncü doğum yılı ve 2009 Darwin yılı etkinlikleri kapsamında biliminsanını konu edinen bir kapak ile satışa çıkacaktı. Ne var ki Türkiye'de bağımsızlığının az çok koruyacağı ümit edilen TÜBİTAK siyasetin bilimin önüne nasıl geçeceğinin somut bir göstergesi olarak Darwin kapağını ve içerideki 12 sayfalık yazıyı kaldırdı. Bununla hızını alamayan yönetim derginin yayın yönetmeninide görevden aldı. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;p&gt;Eylül 2008'de İngiltere Kilisesi bile Darwin'den özür dilemişken laiklik kavramı anayasasında değiştirilemez maddeler kapsamında olan Türkiye'de hala evrime karşı bir nefret, Darwin'in adına bile bir tahammülsüzlük var. Dergiye gelen bazı mektuplar ise (Kanal D habere) göre derginin başına Harun Yahya'nın geçirilmesini ister yönelikte. 42 senedir çizgisinden çıkmayan, Türkiye'nin en buhranlı dönemlerinde dahi bilimsel ilerlemenin her zaman yanında olmuş Bilim ve Teknik dergisi ve TÜBİTAK'ın bile rayından çıkarılması Türkiye'nin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunun en elle tutulur kanıtıdır bence. &lt;p&gt;Bazı insanlar "oh iyi olmuş" diyebilirler. Bunu diyen insanlar evrim teorisi ile hemen hemen eşit derecede &lt;em&gt;gerçek&lt;/em&gt; olan molekül orbital teoremi (teorisi) ya da Bohr atom teorisi hakkında çıkan yazılara ve teori sahiplerinin kişiliklerine bir nefret duymayanlardırda aynı zamanda. Bu nokta garip işte. Açıklaması "e insanın atası maymun diyor o ama" olamaz, hayır! Evrim hakkında en ufak birşey bilmeden onu karalamaya çalışanlar düştükleri komik durumların farkında dahi olmadan hayatlarına devam ediyorlar. Halbuki evrimi okuyup anlayıp itiraz etseler hem daha ciddiye alınır olacaklar hemde eminim ki daha fazla itiraz edecek nokta bulabilecekler. &lt;p&gt;Bu sadece derginin birinin başına gelmiş sansür olayı değil, bu direk olarak siyaset eliyle bilimin tarafsızlığının önüne geçilmesidir. Bu durum herkesin açık ne net bir biçimde gördüğü gibi laik devlet düzenine aykırı olarak atılmış bir adımdır. Buzdağının görünen kısmı bu sadece, kimbilir üniversitelerde bu ve benzeki konularda biliminsanlarının üzerindeki baskı nasıldır. Acaba bir biliminsanı Miller - Urey Deneyi*'ni rahatlıkla gerçekleştirebiliyor mudur Türkiye'de? &lt;p&gt;Boş sözler sarfediyorum ne yazık ki. NTV'nin Seçim Otobüsü programında iktidardaki partiyi canı gibi çok savunan adamı gördükten sonra birtakım insanların hayatlarını kontrol etme ve ona yön verme hakkını başka insanlara devrettiğini gördüm. Bu yazıları anlayan olacak, anlamayanda ama ikinci kesimin sayısı kesinlikle daha fazla olacak. &lt;p&gt;* Miller - Urey Deneyi: &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Miller-Urey_Deneyi"&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/Miller-Urey_Deneyi&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;**Resim: &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/"&gt;http://www.radikal.com.tr/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-827555731411674833?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/827555731411674833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=827555731411674833' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/827555731411674833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/827555731411674833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/bilim-teknikten-darwine-sansur.html' title='Bilim Teknik&apos;ten Darwin&apos;e Sansür'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SbakEGqfBcI/AAAAAAAAAI4/C04Wp_3tlXI/s72-c/fft5_mf134156.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1318857267665494396</id><published>2009-03-06T21:02:00.002+02:00</published><updated>2009-03-06T21:09:30.067+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><title type='text'>Have You Ever Seen The Rain?</title><content type='html'>Cama bakan ben miydim, camdaki yansımam mı? Yalnızlığın bir kahve kokusuyla pekiştirildiği bu gecenin tek düşüncesi var aslında, sevilmek ya da sevilmemek. Yani sen ve ben... Su taneleri kadar berrak olan hayatımda var mıydı daha önce böyle bir pürüz? Soğuk dağlarda can pazarı yahut ölümle yaşam arasındaki çizgide yürürkende böyleydim ben; yalnız. Bıyıklarım terlerken kimse demedi ki bana olur böyle şeyler. Taşa takılan ayakların sahipleri, kıskanç düşünceler ve tuzu fazla gözyaşları dünyasının balçık kıvamlı maddesel içeriğinden sıyrılmak istiyorum ama nafile. Atomaltı kuvvetlerden bahsetmiyorum şapşal, kanıtlayamayacağım kuvvetler, itmeler çekmeler bunlar. Bilmek istiyorum beni ne böyle kıldı. Merak ediyorum, hiç yağmuru gördün mü?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1318857267665494396?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1318857267665494396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1318857267665494396' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1318857267665494396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1318857267665494396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/have-you-ever-seen-rain.html' title='Have You Ever Seen The Rain?'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-6770706599435706726</id><published>2009-03-04T21:31:00.003+02:00</published><updated>2009-03-04T21:47:16.004+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Yer Var Mı Yeni Şeylere?</title><content type='html'>Hiç bilmediğin bir ülke mutfağının iyi bir restorantına, pek dinlemediğin bir müzik grubunun sürekli duyupta bir türlü edinemediğin albümüne, yüzmeyi bilmediğin halde denizcilik dergilerine, feci şekilde korksanda vizyona yeni giren korku filmine, teknolojiyle uzaktan yakından alakan olmamasına rağmen bilgisayar kullanmaya, gözünde büyüyen sonsuz pasaport işlemlerine karşın İspanya tatiline...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerin var mı hayatında, yeni şeylere? Olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun seneler belki farkında olarak, belkide tamamen bilinçsiz bir kabuk oluşturdun kendine. O senin tarzındı, özgün ya da çalıntıda olsa ona göre yaşardın. Mutluydun ta ki o güne kadar... Seni o restorana götüren şeyin ne olduğunu kimse bilmeyecek ama çıktığında duyduğun mutluluğu herkesle paylaştın. Sonunda kavuştun albüme, nasıldı? Beğendin biliyorum. Denizleri her zaman sevdin. İlkokulda hep deniz resimleri yapardın çünkü hiç gitmedin denize; özlemin vardı. Yüzme bilmiyorsun ama denizi nasıl seveceğini en iyi bilenlerdensin. Arkadaşların kolundan çekiştire çekiştire götürdüler filme de kendine gülerek çıkmadın mı? Korktun ama çıktığında mutluydun &lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;em&gt;(geceyi bekle sen...)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;. Zeki bir öğrenciydin ama yoktu senin zamanında bilgisayarlar, öğrendin ve artık işlerini kolaylaştırmayı başardın. İspanya'da sıcak bir yaz gecesi için karları yalayan soğuk rüzgârda bekledin, soğuk Ankara sokaklarında. Değmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabukları fazla kırmaya gerek yok, sadece küçük kaçamaklar bunlar ;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-6770706599435706726?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/6770706599435706726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=6770706599435706726' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6770706599435706726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6770706599435706726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/03/yer-var-m-yeni-seylere.html' title='Yer Var Mı Yeni Şeylere?'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-4958641219096788648</id><published>2009-02-25T23:00:00.003+02:00</published><updated>2009-03-14T10:03:32.947+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><title type='text'>Medya Eleştirisi</title><content type='html'>Ancak Komplo Teorisi filmindeki taksicinin aklına gelebilecek bir senaryoya sahip olduğunu düşünebileceğiniz bir videoda belki o kadar da ihtimal dışı olmayan "gelecek"imiz ele alınırken aklıma geldi bu eleştiriyi yapmak. Hergün milyarlarca insanın (bir işleri varsa) iş yerlerinden evlerine döndüklerinde, yorucu okul saatlerinin ardından rahatlamak için beyaz camı açtıklarında, sabhtan akşama kadar otur otur sıkılan beyinlerini günün haberleriyle canlandırmak istediklerinde aslında nasılda alaya alındıklarının açıklamasıdır ayrıca bu yazı.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz cam dedim az önce, sadece o olsa iyi; gazeteler dergilerde bu işin içindeler. Bahsettiğim videoda sunucu "eğer insanlara gerçek olmayan birşeyi sürekli söylerseniz ona inanırlar" dediklerini duymuştum. Yalan mı? Mantıklı düşünme yetisi, hayat pahalılığı ya da budalaca alışverişi alışkanlıkları sayesinde kontrol altına alınmamış insanlar bugün rahatlıkla görüyorlar ki televizyonun kırmızı açma tuşuna bastığımız anda sadece saçılan fotonlardan değil ayrıca -ve daha tehlikeli olarak- binlerce kandırmaca da beyninizin kıvrımlarına kapağı atıyor. Eğer bunu isteyen insanlar uyanık olmasalardı sanırım kimse bu oyunlara gelmezdi ancak bu insanlar zeki ve bu zekâ kırmızı tuşa basan parmakların sahiplerini yeniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteler dergiler ya da radyo kanalları televizyondan önce yaratmaya çalıştılar bu ortamı ve görüyorum ki başarılı oldular. 60 kişiye tek gazetenin düştüğü ülkemde sanırım gazeteyi televizyondan daha "zayıf" bir araç (ya da silah?) olarak görmeliyim. Bugün medyaya birşeyler yaptırabilen herkesin elinde belli bir kitle oluşacaktır ancak önemli olan o kişinin nasıl bir kitle oluşturmak istediği. Gözlemlediğim kadarıyla oluşturulmak istenen kitle düşünmeyen, sorgulamayan, sadece tek kanal izlemek zorunda bırakılan ve bu sebepten ötürü hep aynı mesajları alan kişilerden oluşuyor; bunun başarıldığını düşünüyorum. Eğer medya gücüne sahipseniz insanlara, onların sizi görmesini istediğiniz şekilde tanıtabilirsiniz kendinizi. Eğer medya gücüne sahipseniz halkın gözündeki imajınız sarsılmadan imajınıza ters olacak şeyleri yaparsınız çünkü üzeri rahatlıkla örtülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya gücü milliyetçilik, din, laiklik, ahlâk, zevkler, insanlık ve duygular gibi şeyleri rahatlıkla yenebiliyor günümüzde. Çevrenize bakacak olursanız medyanın karşısında durabilecek tek, yegâne şeyin mantık olduğunu görürsünüz; buna karşılık mantık dalda yetişen birşey değil malesef.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-4958641219096788648?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/4958641219096788648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=4958641219096788648' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4958641219096788648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4958641219096788648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/02/medya-elestirisi.html' title='Medya Eleştirisi'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-5640211446495032465</id><published>2009-02-22T16:50:00.004+02:00</published><updated>2009-03-14T10:03:57.072+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Önemli Şeyler Hakkında</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SaFp4HlosqI/AAAAAAAAAIY/uXGywbGhFW8/s1600-h/rodin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305638248849650338" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SaFp4HlosqI/AAAAAAAAAIY/uXGywbGhFW8/s320/rodin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir insan, hayatını yaşayıp giderken aslında sadece biyolojik süreçlerin ve günlük sıkıntıların sürelerini doldurmaz. Aslında O'nun önem verdiği şeyler vardır. Önem nedir ve önem verilen şeyin diğer şeylerden üstünlüğü nedir? Neden "önem vermek" zorunda kalıyoruz bazı şeylere? &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruların temelinde basit cevaplar yatmaktadır aslında. Birşeye önem veririz çünkü seviyoruzdur, ona muhtacızdır, önem vermek zorundayızdır ya da olmasını dilediğimiz başka olaylar bahsi geçen şeye önem vermekten geçiyordur. Bir insan arkadaşına önem veriyorsa bunun nedeni o insanla beraber geçirdiği dakikalardan keyif almasındandır anlaşılacağı üzere. Bir başka şekilde eğer insanoğlu paraya önem veriyorsa, aşkından yanıp tutuştuğundan değil ona muhtaç olduğundan çalışıp didinip dikkatli şekilde harcıyordur. Bunları biliyorsunuz, peki neyi gözardı ediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeyler vardır ki sadece bir insanın ya da küçük bir topluluğun değil, milyonlarca hatta on milyonlarca (bu deyişi sevmiyorum; bkz: Milyarlarca ve Milyarlarca, Carl Sagan) insanın ortak önceliğidir. Aklınıza siyasal ve dini birçok şey gelebilir örneğin milliyetçilik. Milyonlarca insan aslında ilk cümlede bahsettiğim biyolojik evreleri geçirirken aklının bir köşesinde hep bu önemli şey(ler) vardır. Diğer taraftan hala bahsetmek istediğim yere gelmedim. Beyninize dağcılık ayakkabılarını giydirin şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı önemli şeylerde vardır ki birçok insan önemini unutmuştur. Bu "şey"leri ben ya da bir başkası belirlemedi, bu "şey"ler kendiliklerinden belirdiler. Ezelden beridir önem arzeden doğa gibi mesela... İlk kez topluluklar halinde yaşamaya başlayan insanlardan beri süregelen insanlık kavramı ya da... Medya ise 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren önem arzeden birşey haline &lt;em&gt;getirildi&lt;/em&gt; buna karşılık. Ancak bu satırları okuyan hiçkimse şu sözleri unutmasın: insanlık bu şekilde devam edecekse elli ya da yüz yıl, H. G. Wells'in Zaman Makinesi'nde belirttiği gibi iki ırk olacak; Eloylar ve Morlocklar. Düşünün ve insanlığınızı koruyun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-5640211446495032465?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/5640211446495032465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=5640211446495032465' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5640211446495032465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5640211446495032465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/02/onemli-seyler-hakknda.html' title='Önemli Şeyler Hakkında'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SaFp4HlosqI/AAAAAAAAAIY/uXGywbGhFW8/s72-c/rodin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-2038385131024666850</id><published>2009-02-05T18:26:00.009+02:00</published><updated>2009-02-05T18:39:03.864+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mekanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ankara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Railfan</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsVtlv_eLI/AAAAAAAAAIQ/6EhDmxe2OvE/s1600-h/Resim+056.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299353259503220914" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsVtlv_eLI/AAAAAAAAAIQ/6EhDmxe2OvE/s400/Resim+056.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsVKOqUoeI/AAAAAAAAAIA/6YWQ3VuP0gw/s1600-h/Resim+017.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299352652010004962" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsVKOqUoeI/AAAAAAAAAIA/6YWQ3VuP0gw/s400/Resim+017.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsU1cqojEI/AAAAAAAAAH4/hZAY49IitWg/s1600-h/Resim+060.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299352294992153666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsU1cqojEI/AAAAAAAAAH4/hZAY49IitWg/s400/Resim+060.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsVetZ__UI/AAAAAAAAAII/7viJcVSydyY/s1600-h/Resim+053.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299353003860426050" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsVetZ__UI/AAAAAAAAAII/7viJcVSydyY/s400/Resim+053.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsUmYrgcNI/AAAAAAAAAHw/A2OmX7ctin8/s1600-h/Resim+052.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299352036224037074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsUmYrgcNI/AAAAAAAAAHw/A2OmX7ctin8/s400/Resim+052.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsUGJ-M7II/AAAAAAAAAHo/h07O8f3yJaY/s1600-h/Resim+001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299351482520104066" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsUGJ-M7II/AAAAAAAAAHo/h07O8f3yJaY/s400/Resim+001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel Yazın'da bir ilk: sadece resim içeren bir gönderi. TCDD Buharlı Tren Müzesi, 4 Şubat 2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-2038385131024666850?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/2038385131024666850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=2038385131024666850' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/2038385131024666850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/2038385131024666850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/02/railfan.html' title='Railfan'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYsVtlv_eLI/AAAAAAAAAIQ/6EhDmxe2OvE/s72-c/Resim+056.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-6912871853357265245</id><published>2009-02-03T11:39:00.009+02:00</published><updated>2009-03-14T10:04:20.455+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><title type='text'>Plak: Plak Koleksiyonu Nasıl Yapılır? Dikkat Edilecek Hususlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYgWte8oIVI/AAAAAAAAAHY/r3J2oFAtu6s/s1600-h/vinyl.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298509932258664786" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYgWte8oIVI/AAAAAAAAAHY/r3J2oFAtu6s/s320/vinyl.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Malum son günlerde Türk sinemasının katkısıyla plak ve pikap satışlarında küçük çapta bir patlama yaşanıyor. Genci yaşlısı gittigidiyor gibi internet sitelerine ve sayıları iyice azalmış plak dükkanlarına akın ediyor. Bu hoş birşey aslında çünkü plak ve plaktan müzik dinlemek nostaljik birşey ve nostaljik olan herşey güzeldir :) Peki plak alırken nerele dikkat edilmesi gerekiyor ya da en basitinden güzel bir plak arşivi yapmak için bilinmesi gerekenler nedir? Bu yazıda işin pikap boyutuna değinmeyeceğim.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir plağı &lt;em&gt;arşiv yapma amacıyla&lt;/em&gt; satın alırken iki etken sözkonusudur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Plağın kondisyonu. Biraz adam gibi görünsün dimi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Plağın basıldığı şirket ve basım sırası. Biliyorsanız elbet..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Dikkat edilmesi gereken noktalar bunlar tabiki ama bunların hepsini sağlayan plakların fiyatlarıda pek ucuz değildir. Bu noktada şunu düşünmekte yarar var; az ama çok kaliteli plaklar olması çok ama çöplükten çıkan plaklar olmasından iyidir. Herkese iyi günler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-6912871853357265245?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/6912871853357265245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=6912871853357265245' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6912871853357265245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6912871853357265245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/02/plak-nasl-plak-koleksiyon-yaplr-dikkat.html' title='Plak: Plak Koleksiyonu Nasıl Yapılır? Dikkat Edilecek Hususlar'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SYgWte8oIVI/AAAAAAAAAHY/r3J2oFAtu6s/s72-c/vinyl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8251672233740244605</id><published>2009-01-25T15:00:00.005+02:00</published><updated>2009-03-14T10:04:53.492+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Poşu (ya da Puşi) Modası</title><content type='html'>Artık sokaklarda gençler poşu ile geziyorlar. Poşu (ve ya duruma göre puşi) bilindiği üzere, Doğu ve Güneydoğu Anadolu yörelerinde yazın sıcaktan, kışın soğuktan korunmak üzere kullanılan bir çeşit giysi. Bugün artık o bir moda!&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal simge olup olmamasına değinmeyeceğim, bunu yeri burası değil. Değinmek istediğim konu bunu nasıl, ne şekilde "trend" olarak ortaya çıktığı. Poşu birkaç senedir Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde moda. Bir kısım moda tasarımcıları tarafından yaratılan bu akıma şöyle bir göz attığımda Paris'te dolaşırken poşu takan yakışıklı delikanlılar, güzel hanımlarla karşılaştım. Edinebildiğim en mantıklı bilgi ise bir modacının gittiği Arap ülkelerinde görüp beğendiği bu Doğu giysisini Batı kültürüyle sentezleme çabasının ürünü olarak poşuyu tasarımlarında kullanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşılık ülkemizde 15-25 yaş arasında, muhtemelen baba parası bol, özel okullar üniversiteler öğrencisi gençlerin geneli (özellikle kızlarda) bu modaya ayak uydurmuş durumda. Burada benim garipsediğim şey kollarında 800-900 liralık çantalar, ayaklarında milyarlık ayakkabılar, üstlerinde pahalı kotlar tşörtler olan insanların Doğu'nun zor şartlarına göğüs germek zorunda olan, bazı zamanlar yiyecek bulamayan insanların giysisini neden moda ettikleri. Birçok neden öne sürülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de yaratılmaya çalışılan Türk-Kürt çatışmasına karşı bir kültürel birliktelik çabası olarak gören insanlar var. Bu sebebi komik buluyorum çünkü Türk ve Kürt'ün kardeş olması için bu tür girişimlere gerek yok -ki zaten kardeş olmalıdırlar. Ayrıca halkların kardeşliği için illa aynı tip olmaya mı gerek var? İki taraftaki belirli kafalar değişmedikçe Türk poşu taksın, Kürt Efe kıyafeti giyinsin ne değişir? Siyasal, sosyolojik ve ekonomik olarak masaya oturulmadıkça bu gibi gündelik küçük sembollerin yaptırım gücü ne olacaktır? Sorular çoğalsada ortada tek bir gerçek var ki "ortamlar"da marjinal olacağım diye hiç umursamadıkları insanların giysisini çalan bir gençlik ülke geleceği hakkında pekte iyi düşüncelere yaratmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak "halkların kardeşliği" gibi masum ve olumlu bir girişimin içinin nasıl boşaltıldığını gördüğümüz bir Türkiye'de yaşadığımızı hatırlatmak isterim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8251672233740244605?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8251672233740244605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8251672233740244605' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8251672233740244605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8251672233740244605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/01/pou-modas.html' title='Poşu (ya da Puşi) Modası'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-3109094518976052734</id><published>2009-01-19T23:21:00.004+02:00</published><updated>2009-01-19T23:36:41.280+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><title type='text'>Edgar Allan Poe</title><content type='html'>Sersefil hayatın boyunca düşünür müydün ki uzak diyarların çocukları hikayelerinde, şiirlerinde oldukları yerlerden kopup senin düşüncelerinde oluşturduğun yerlere sığınacaklar? İlk kez bir şiir yazmaya oturduğun günde kim sana müjdelerdi ki Amerikan Romantizm akımının kurucusu olacağını? Bunlar bir kenara, gotik şatolar, karanlık mahzenler ve benzeri garip yerlerle dolu kafanda ölümsüz olabildiğin bir yerin görüntüsü belirdi mi hiç? İyi ki doğmuşsun Edgar Allan Poe, iyiki doğmuşsun ve hayalgücümüzün sınırlarındaki mekanlar ve karakterleri sanki gerçekten varlar gibi göstermişsin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-3109094518976052734?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/3109094518976052734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=3109094518976052734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3109094518976052734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3109094518976052734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/01/edgar-allan-poe.html' title='Edgar Allan Poe'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-4099605932696178728</id><published>2009-01-17T19:24:00.003+02:00</published><updated>2009-01-17T19:46:30.440+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><title type='text'>Takip Ettiğim Bloglar</title><content type='html'>Acaba millet blogger'a giriş yaptığınada "ilginç bloglar" kısmında benim blogu görüyor mudur? Bence görmüyordur çünkü pek ilginç bir blog olduğu söylenemez. İlginç şeyler hakkında yazmıyorum uzun zamandır. Bir ara evrim ve ordu hakkında yazmıştım, o aralar bu tür şeyleri epey düşünüyordum. Buna karşılık şu sıralar tamamen finalleri atlatma düşüncesindeyim. Tabi ki sadece bunu düşünmüyorum, şu sıralar Richard Dawkins beni tanrının varolmadığı konusunda ikna etmeye çalışıyor ve dersler haricinde en çok kafa yorduğum mesele bu. Herneyse konuya dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sycoroxsal.blogspot.com/"&gt;Sycorox&lt;/a&gt; mesela epey renkli :) Günlük gibi aslında, kafasına ne esse yazıyor. Aslında blog weblog'dan türetilmiş sanırsam, weblog'da bir nevi web günlüğü gibi birşey. Moda, müzik, televizyon ve yaşam hakkında hemen hemen herşey var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tospagasal.blogspot.com/"&gt;Kaplumbağalar da Uçar!&lt;/a&gt; yazın ile alakadar oldukça güzel bir blog. Yazın ile alakadar dediysem, sadece edebiyat değil tabi ki. Hatta öncelik bile onda değil. Öncelik Sinema.. Varlığından bile haberdar olmadığım filmlerin tanıtıldığı bir blog. Bunun yanı sıra yaşam hakkında küçük anektodlar. Tavsiye olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://beyn.org/"&gt;Beyn&lt;/a&gt; uzun zamandır haberdar olduğum, 2 aydırda izlediğim bir blog. İlk olarak bir msn virüsü yazısını görmüştüm, sonra A.Ü Mediko'yu ararken rastlamıştım. Güzel videoların paylaşıldığı, işe yarar bilgilerin bulunduğu, tıpkı Sycorox ve Kaplumbağalar da Uçar gibi kopyala-yapıştır bir içeriğe sahip olmayan sağlam bir blog. Yazarıyla da birçok konuda aynı fikirdeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım, yeni katılanlar olursa yorumlarımı esirgemem..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-4099605932696178728?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/4099605932696178728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=4099605932696178728' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4099605932696178728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4099605932696178728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/01/takip-ettiim-bloglar.html' title='Takip Ettiğim Bloglar'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1720580556257133028</id><published>2009-01-14T21:08:00.004+02:00</published><updated>2009-03-14T10:05:31.211+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><title type='text'>Matematik Sınavı Öncesi Genel Psikoloji</title><content type='html'>Matematik, diğer bir adıyla Calculus... Bilimin dili olan matematik, doğa bilimleri için kaçınılmaz derecede önemli ve bu önemiyle doğru orantılı olarakta karışık bir kavram. Bu nokta önemli aslında, "zor" değil sadece "karışık". Zor olan birşeyler elbette vardır, buna karşılık insanların büyük bölümünün zor olarak nitelendirdiği birşey büyük ihtimalle zor değildir ama karışıktır. İşte matematikte böyle birşey. &lt;span class="fullpost"&gt;Türev olsun integral olsun, belli kurallar bilindiği sürece sadece "görmeye" dayalı şeylerdir. Örneğin 1/sinx ifadesinin integrali ln(cscx-cotx)+c'dir. Bu noktaya gelene kadar yapılan işlemler, dönüşümler, eklemeler ve çıkarmalardır integrali karmaşık kılan. Peki bir insan dönüşümleri yapamaz mı, yapar; işlemleri halledebilir mi, evet; o halde sorun sadece görmeye kalıyor. Bugün çözmeye çalıştığım bir integral ifadesi tamda buna örnekti. Kısmı integrasyon yapmaya çalıştım olmadı, değişken değiştirdim bana mısın demedi; sonra ifade içerisinde bulunan köklü ifadeye çarpıp bölünce ve buradan sonra işlemlere başlayınca çokta basit bir çözümü oldu. Bazen harcanacak zamanı göze alıp denenmemiş bir yolu denemek işe yarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazladan bir zekaya sahip değilseniz yukarıda bahsettiğim görme işini gerçekleştirmenin yolu çok soru çözmektir -en azından bildiğim tek yolu bu. Esas soru şu: Yarınki matematik sınavı öncesi yeteri derecede soru ile uğraştım mı? Cevap: Hayır. İçimdeki tedirginliğin sebebi, bundan kaynaklanan integrasyon kavramının kafamda henüz %100 oturmamış olması. Buna karşılık geçmiş senelerde çıkan soruları göz önüne aldığımda tam not alma olasılığımı yüksek görüyorum çünkü yeteri kadar soruya zaman ayırmamış olsamda epey bir vakit sadece integral çalıştım. Değişken değiştirme, kısmi integrasyon ve basit kesirlere ayırma kavramlarını çok iyi kavradım. Sadece tek bir sorunum var ki bu ileri düzey integrasyonlardaki işleme giriş basamaklarını görememem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yinede umutluyum ve çalışmalarımın karşılığını tam puan alarak alacağımı düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1720580556257133028?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1720580556257133028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1720580556257133028' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1720580556257133028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1720580556257133028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/01/matematik-snav-ncesi-genel-psikoloji.html' title='Matematik Sınavı Öncesi Genel Psikoloji'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-6420018419676831001</id><published>2009-01-09T11:46:00.004+02:00</published><updated>2009-01-09T12:12:42.026+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Deneysel</title><content type='html'>Artık Deneysel, daha gözlemci ve daha gerçekçi... Rüyalar, düşler iyidir güzeldir ancak hedefleriniz varsa bunları karıştırmamalısınız. Daha gerçekçi demek tabi ki yazına ara verecek demek değil, yazın hep olacak, kısa hikayeler her zaman var olacak ancak başı sonu belli bir yolda aralarda kalan karanlıkları aydınlatmak için olmayacak. Aydınlatmazda zaten kısa hikayelerle. Daha çok aşırı derecede doldurulmuş bir havuzu boşaltmak için kullanılabilir. Her biliminsanı biraz edebi olmalıdır, karışık matematiksel ifadelerin ve soğuk bilimsel açıklamaların yanı sıra bir miktar yazın içermelidir ki dört dörtlük olabilsin. Hedefler var ve artık içtenliğe ihtiyaç var, hayallere değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-6420018419676831001?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/6420018419676831001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=6420018419676831001' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6420018419676831001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6420018419676831001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2009/01/deneysel.html' title='Deneysel'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-5033393804711157921</id><published>2008-12-22T00:19:00.003+02:00</published><updated>2009-03-14T10:05:54.355+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><title type='text'>"Ermenilerden Özür Diliyoruz" Gündemi</title><content type='html'>Öncelikle her kaynakta ismi farklı bu kampanyanın. Bir yerde "Ermeni Özür Kampanyası" olarak geçerken bazı yerlerde "Ermenilerden Özür Diliyoruz" olarak geçiyor. Bende başlıkta bunlardan birini seçmek zorunda kaldım. Soykırım gibi bir bahis geçmesede konu hassas, isimler büyük ve kampanya hakkında düşüncelerim daha yeni yeni oturmaya başladı. Hemen konuya girmek istiyorum; kampanyaya destek vermiyorum. Peki neden desteklemiyorum?&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanda yaşamış kişiler olmayarak sadece tahminler üzerinden yorum yapmak durumundayız. 1910-1915 Anadolu'suna bakacak olursak açlık ve sefaletin, düzensizliğin, çetelerin ve savaş huzursuzluğunun kol gezdiği bir ortam görüyoruz. Tehcir Yasası çıkıyor ve Osmanlı topraklarındaki bütün Ermeniler -sanırım- Suriye'ye sürgüne gönderiliyorlar. Bu noktada soru şu: Gerekli miydi? Dönemin kaynaklarına bakılırsa Ermeni çeteleri köy basıp sivil Türk halkı katlettikleri görülüyor. Doğruluk payı bilinmemekle beraber &lt;em&gt;olasılığı yüksek&lt;/em&gt; bir durum. Osmanlı topraklarının bölüşülmesi sırasında dış güçlerin başvurdukları bir durum çünkü. Burada bana yanlış gelen sadece o yöredeki Ermenilerin değilde bütün Ermenilerin göçe tabi tutulması. Yıllarca Türkler ve Ermeniler yanyana huzur içinde yaşıyorken birden böyle bir durum patlar veriyor (ya da verdiriliyor) ve örneğin Manisa'daki Ermeni dahi bu olaydan dolayı sürgüne gönderiliyor; bu yanlış. Kaldı ki birçok yerde Türklerin Ermeni vatandaşları evlerinde saklayarak göç etmemelerini sağladığını görüyoruz. Aslında burada dile getirilen şey çok önemli; Türk ile Ermeni zaten kardeşçe yaşıyor(du), Ermeni vatandaşlar bir Türk gibi mal mülk edinip önemli kademelere gelebiliyordu. Birçok Ermeni ailesi Türk ailelerinden kat kat zengindi de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehcir yasası ile göçe tabi tutulan Ermeniler'in bir kısmı yollarda öldü. Bir kısmı -kesin kanıt olmamakla beraber- Ermeniler tarafından hainlikle suçlanarak öldürüldü. Bir kısmı -yine kesin kanıt olmamakla beraber- vardıkları yerde tutunamayıp açlıktan öldü. Ben burada bahsedilen tamamen masum Ermeniler için üzülüyorum ve &lt;em&gt;keşke bu durum hiç olmasaydı&lt;/em&gt; diyorum. Buna karşılık özür dilemiyorum çünkü masum Türk vatandaşlarıda öldürüldü ve bugüne kadar hiçbir Ermeni'den "Keşke olmasaydı, üzgünüz, özür dileriz" gibi bir açıklama duymadım. Duymamış olmam duymayacağım anlamına gelmesede görünen o ki demeye niyetleri yok ve konu o kadar hassas ki &lt;em&gt;hadi büyüklük bende kalsın&lt;/em&gt; diyemiyorum. Öldürülen Türk diplomatlar, ASALA terörü, Azerbaycan'ın işgali ve benzeri etkenler yüzünden önceliği ben almak istemiyorum. Son olarak tıpkı Kürt vatandaşların pkkya yandaş olmamasına rağmen karşıda görünmedikleri gibi Ermenilerinde ASALA gibi örgütlere aynı tutumu göstermiş olduklarından ötürü özür dileyen tarafın önce onlar olması gerektiği kanaatindeyim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-5033393804711157921?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/5033393804711157921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=5033393804711157921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5033393804711157921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5033393804711157921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/12/ermenilerden-zr-diliyoruz-gndemi.html' title='&quot;Ermenilerden Özür Diliyoruz&quot; Gündemi'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-4075752148628142284</id><published>2008-12-13T12:23:00.002+02:00</published><updated>2008-12-13T12:33:11.452+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ankara'/><title type='text'>Yine Ankara, Yine Otobüs</title><content type='html'>Bayramdan bir gün önceydi sanırım, Tandoğan'dan belediye otobüsüne bindim eve dönüyorum. Otobüs, otobüs demeye bin şahit isteyen nostaljik müze kaçkını Ikarus. Neyse önlerden kocaman bavullu bir kızın yanına oturdum. Belliydi tren garında ineceği, sanırım Ankara'da okuyan bir üniversiteliydi. Karşımda şişman bir adam, yanında eşi olduğu belli genç bir kadın oturuyordu. Belli belirsiz bir uğultu vardı otobüs içerisinde, konuşmalardan doğan. Ikarus otobüslere eğer binilecekse akşam binilmelidir. Zira kendini aydınlatmayan lambalarının oluşturduğu loş ışık insana yazma isteği verir. Ancak bu sefer yazma isteği veren loş ışık değil, otobüs şöförü oldu. Tren garında adam kıza dönüp "Gar burası" dedi, kız hazırlandı, kocaman bavulu zorlana zorlana indirdi ve gitti. Ben o kadar minyon birinin o bavulu nasıl indirdiğine şaşırırken şöför dönüp "Operadan döncez dimi?" dedi. Düşünün o andaki kafa karışıklığımı... Adam ikinci kez sorunca da bu sefer "Nasıl oluyorda adam bana yol soruyor?" diye şaşırdım. O ara "Yolu bilen var mı?" da dedi hatta. Baktım trafik açıldı, hıhı dedim kafamı salladım. Düşündükçe garipleşiyor olay zaten, bir belediye otobüsü şöförü yol soruyor. Hani durum belli, o sefere çıkması gereken adamın bir işi vardı heralde ki yolu az çok bilen bir başka şöför yerine geçmişti; ancak beni düşündüren önde kimse oturmuyor olsaydı durumun ne olacağı? Ankara, bunuda yaşattın bana hayatımda; yaşasın EGO!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-4075752148628142284?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/4075752148628142284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=4075752148628142284' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4075752148628142284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4075752148628142284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/12/yine-ankara-yine-otobs.html' title='Yine Ankara, Yine Otobüs'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1980614394394918083</id><published>2008-12-12T10:39:00.004+02:00</published><updated>2009-03-14T10:06:31.965+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mekanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ankara'/><title type='text'>Always Rock!</title><content type='html'>&lt;u&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SUIllXtv_uI/AAAAAAAAADo/6eSyWzEGS4U/s1600-h/always+rock.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5278823037182934754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 314px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SUIllXtv_uI/AAAAAAAAADo/6eSyWzEGS4U/s320/always+rock.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dün kayıtlardaki etiketleri düzenledim, ilkel bir kategorilendirme sistemi yaptım ve baktım ki mekanlar hakkında sadece bir yazı yazmışım. Kızılay'ın en iyi mekanına haksızlık etmemek, birazda son zamanlarda epey yazdığım rock yazılarına ara vermek adına bugün size Always Rock Bar tanıtımı yapmak istiyorum.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SUIllXtv_uI/AAAAAAAAADo/6eSyWzEGS4U/s1600-h/always+rock.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Always Rock Bar'a yaklaşık 2 sene önce gitmiştim ilk kez. O zamanlar adı Kaktüs Bar'dı hatta. Rock bar demek biraz zordu, iyi müzik çalıyordu ancak mekan tasarımı biraz garipti (daha sonra nedenini öğrendik). Gel zaman git zaman, Always Rock Bar'a ziyaretlerimiz arttı. Bunda biranın ucuz olması, açık ferah bir yer olması ve sakin bir ortama sahip olmasının yanı sıra mekan sahibi Mustafa Abi'nin cana yakın tavırlarıda etkili oldu. Birçok mekan sahibi müşteri toplamak için mekanda yapılan birtakım şeylere göz yumarken Mustafa Abi mekanın seviyesini hep bir noktanın üzerinde tutmaya çalışır. Bu sebepten bir bayan tek başına Always Rock Bar'a girip, içkisini (ya da çay kahvesini) içip hiçbir tatsız olayla karşılaşmadan mekandan ayrılabilir. Zaten Always Rock Bar'ı bu derece sağlam bir mekan yapan özelliklerden biriside kendine has bir seviyesinin olmasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dağıttık konuyu iyice, ben kısaca mekanı tarif edeyim. Kapıdan girip küçük bir koridordan ilerliyorsunuz. Koridorun sonunda esas mekan sizi karşılıyor. Sol tarafat geride bar kısmı var, sağ taraftan saat yönünün tersine doğruda masalar dizili. En son tadilatta kırmızıya boyanan duvarları, içerdeki &lt;em&gt;ruhu&lt;/em&gt; yansıtan dekorasyonuyla "ev" gibi bir rock bar. Koltukları masaları biraz eski tip ancak elinizde biranızla sinevizyona dalmışken umursamıyorsunuz. Ayrıca sinevizyonda var tabiki. Her gün belli bir saatten sonra (4-5 civarı diyebiliriz) sinevizyonda klip gösterimleri var. Her cuma günü ise rock müzik tarihinde önemli bir grubun gecesi düzenleniyor. Bu gecelerde grubun bir ya da iki konseri ve klipleri yayınlanıyor. Led Zeppelin, The Doors gibi grupların bazen filmleri-belgeselleride yayınlanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mekanda daimi olarak 70'ler ve 80'ler müziği çalar. Hard rock ve heavy metalin seçkin gruplarının yanı sıra yine aynı dönemlerde çıkmış ancak müzik piyasasında adını duyuramamış gruplarında şarkılarına yer verilir. Örneğin Grim Reaper 3 albüm çıkarmış bir NWOBHM grubudur ama Always Rock haricinde pek bir yerde duyamazsınız. Yine Always Rock Bar'da dev grupların yeni albümlerinden şarkıları dinleyebilir, en son kliplerini izleyebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ankara'da satılan biralı suların aksine tamamen susuz bira satan Always Rock Bar'da bana göre fiyatlarda epey iyi: 50'lik 3, 70'lik 4, şişe biralar 3.5 ytl. Eğer bira hamallık ben vodka isterim derseniz 5 ytl, viski içelim bugün ağır havamdayım diyorsanız 8 ytl. Adreside verelim daha fazla heyecan yapmayın: İnkılap Caddesi, inkılap Apartmanı no 11 Kızılay/Ankara. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Facebooktan ulaşacaz diye tutturanlara: &lt;a href="http://www.facebook.com/s.php?q=always+rock&amp;amp;init=q&amp;amp;sid=746a4cea1a72d577104c414d912a473b#/group.php?gid=7368697962"&gt;Facebook grup adresi&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1980614394394918083?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1980614394394918083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1980614394394918083' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1980614394394918083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1980614394394918083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/12/always-rock.html' title='Always Rock!'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SUIllXtv_uI/AAAAAAAAADo/6eSyWzEGS4U/s72-c/always+rock.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8155093882209970218</id><published>2008-12-09T23:33:00.005+02:00</published><updated>2008-12-10T00:05:13.080+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><title type='text'>Manowar Üzerine</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ST7nUwK7ISI/AAAAAAAAADg/3hvDJ-eRm98/s1600-h/manowar_logo.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5277910157038919970" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 144px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ST7nUwK7ISI/AAAAAAAAADg/3hvDJ-eRm98/s320/manowar_logo.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;em&gt;Fast Lane&lt;/em&gt;'de yaşamak için doğan insanlar. Evet bunu kendileri için diyorlar. Türkiye'deki insanlar darbeyle yaşamaya başlarken, onlar 80'de müzik kariyerlerine başladılar. Bakmayın 80 dediğime, onlar grubu kurdukları sıralarda zaten deneyimli müzisyenlerdi. Black Sabbath'ta teknisyenlik yapanı, yine aynı grubun alt grubunun gitaristi olanı, psychedelic rock grubunda vokal olanı vardı. Birde ilk bateristleri işi bıraktıktan sonra -ki adam Rods'ta bile çalıyordu- yanlarına aldıkları muslukçu... Bu dört adamın işi gücü Avrupa'yı sallamak, hayatın tadını çıkarırken gördükleri yanlışlara dem vurmak ve en önemlisi hayatla savaşmaktı. Manowar'a göre dünya bir savaş alanı, bizlerde bu savaş alanında savaşmakta olan askerleriz. Hayat her seferinde bizim karşımıza zorluklar çıkarır, üstesinden gelmek zorunda kaldığımız türlü numaralar yapar. Bu dört kişi bunun farkındalardı ve sözlerini bunun üzerine yazmaya başladılar. Neden sonra, &lt;em&gt;müzik&lt;/em&gt; kavramını öğrendikleri insanların izinden gitmeyi seçtiler ve şarkılarını daha sembolik, daha ağır ve daha güçlü yapmaya başladılar. Kullandıkları esas malzeme Kuzey Mitolojisiydi. Valhalla, Thor, Odin, Warriors ve Battle onların en çok kullandıkları kelimelerdi; hatta bu yüzden bazı mikroorganizmalar tarafından alay konusu oldular. Halbuki müziği anlamaya çalışan herkes gördü ki adamlar düşüncelerini biraz sembolikleştirerek anlatıyor, tıpkı ortaçağın büyük yazarları gibi düşünceye dayalı sanat yapıyorlardı. Grubun basçısının "Aptal insanlar için kolay müzik yapmıyoruz biz." sözü herşeyi açıklayan, biraz sitemli biraz gururlu bir söz. Bazı elemanlar gruptan ayrıldı, yerlerine yenileri geldi; ancak onlar asla değişmediler. Müziklerini her albümde bir adım ileriye götürmelerine rağmen taa 80'de kafalarına koydukları yoldan bir santimetre sapmadılar. Gidenlerin birisi uzanamadığı ciğere mundar dedi, birisi dayanamadı geri döndü. Heavy metalin artık &lt;em&gt;demode&lt;/em&gt; olduğu zamanda onlar cayır cayır bir albüm yaptılar ki gözardı edilemediler. Çünkü;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar Metalin Kralları...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8155093882209970218?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8155093882209970218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8155093882209970218' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8155093882209970218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8155093882209970218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/12/manowar-zerine.html' title='Manowar Üzerine'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ST7nUwK7ISI/AAAAAAAAADg/3hvDJ-eRm98/s72-c/manowar_logo.gif' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-5209886399777658198</id><published>2008-12-08T16:37:00.004+02:00</published><updated>2008-12-11T22:46:20.711+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><title type='text'>Sadece Gitar ve Sen</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ST0xboPlVXI/AAAAAAAAADQ/Reu0PAJneqg/s1600-h/gitarvesen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5277428689077097842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ST0xboPlVXI/AAAAAAAAADQ/Reu0PAJneqg/s320/gitarvesen.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Baby I was born to play music&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;I'm a man with the screaming guitar!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;Metal Daze - Manowar&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Avuçlarının içi terliyor. Karnında bir ağrı. Heyecandan herşeyi birbirine karıştırıyorsun. Dış dünyadan gelen gürültü umurunda değil çünkü o kadar dağılmışsın ki bir anlam veremiyorsun. Dizlerin titriyor. Sahne arkasından kalabalığa bakıyorsun, birazdan seni yuhlayacaklar ya da alkış yağmuruna tutacaklar. Emin olamıyorsun hangisi gerçekleşecek diye. 3-5 arkadaşına çaldığın günler gibi değil bu sefer; karşında senin her hareketini en ufak ayrıntısına kadar inceleyecek ve bir kusur gördüğünde bir daha yüzüne bakmayacak kadar acımasız olacak bir kalabalık var. Sonbahar esintisi bile yükselen ateşini düşüremiyor. Birden bir elin omzuna konup seni kendisine çevirdiğini görüyorsun. Ne genç ne yaşlı, ancak eskilerin adamı olduğu belli birini karşında görüyorsun. Üzerindeki koyu yeşil Alice In Chains tur tşörtü hafif solmuş. Dimdirek sana bakıp "Heyecanlı görünüyorsun." diyor, anlam veremediğin bir kahkaha patlatıyor ve bu sefer daha babacan bir ses tonunda şu monolog dökülüyor ağzından: Gitar saplantısı olan bir çocuk gibi davranma. Sahnede sadece sen ve gitar varsın. İnsanlara nasıl rock yapıldığını göster!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-5209886399777658198?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/5209886399777658198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=5209886399777658198' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5209886399777658198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5209886399777658198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/12/sadece-gitar-ve-sen.html' title='Sadece Gitar ve Sen'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/ST0xboPlVXI/AAAAAAAAADQ/Reu0PAJneqg/s72-c/gitarvesen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-5258085314403608461</id><published>2008-12-04T21:12:00.004+02:00</published><updated>2008-12-11T22:30:26.668+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><title type='text'>Rolling Rock</title><content type='html'>"Rock müzik"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet budur bizi hareketlendiren, başka bir dille anlaşmamızı sağlayan. "Hadi, sadece sen ve gitar"dan başlayıp "Hayatım bir rüzgara yazılmış"a kadar o kadar çok söz var ki rock müzik dahilinde, harekete geçmemek imkansız zaten. Rock müzik bir ateş. Damarlarınızda saatte 300 kilometre hızla giden bir alkol damlası. Bazense moralinizin en bozuk olduğu anda boğulan birini kurtaran bir el gibi yapışıyor yakanıza, çekip çıkarıyor o kada denizden. Bazen bir tren yolculuğunda hissettiriyor sizi, bazen motor üzerinde hız yaparken. Cümlelerin anlamlarını silikleştiririz genelde, ancak "Anlatılmaz yaşanır" söz rock müziğe yakışan bir söyleyiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses dalgaları, magnetik akımlar ve yükselticiler... Jimi Hendrix'e 70'lerdeki müzikle 40'lardaki müziğin farkını sorduklarında "Elektrik" yanıtını verir. Tek kelimelik bu yanıt 40-50 senelik rock-metal tarihine bir ışık tutmadır aslında. Bugün bir rock grubu kurmayı düşünen insanların akıllarına gelen ilk şeylerin tohumları 50'lerin sonunda, 60'ların başında atıldı. Zamanla gitarlar evrim geçirdi, ses sistemleri sanatçıların gerekleri doğrultusunda gelişti, sahne şovları çeşitlendi, yazılı ve görsel basın kendi içinde bir çağı kapatıp diğerini açtı. İmaj farkları doğdu, yer yer rock dinleyenler bile birbirlerini anlayamaz oldu, bu işten para koparmaya bakanların iştirakleri ile işler gitgide farklı boyutlara taşındı. Günümüzde rock müzikten, daha geniş olarak kaliteli müzikten anlayan insanların ortak düşüncesi 90'ların başında rock müziğin yavaş yavaş kaybolmaya başlaması. Bahsi geçen zamanda da birçok kaliteli grup vardı, kökleri 70'lere dayanan gruplarda henüz ölmemişlerdi; ancak arkadan gelenlerin "rock dışı" tavırları ve bunu müziklerine yansıtmaları müziği bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne rock içidir, ne rock dışıdır; bu başka bir yazının konusu. Sakinler için Byrds - I Wasn't Born To Follow, hareketliler için Meat Loaf - You Took The Words Right Out Of My Mouth önererek yazıyı bitiriyorum. İyi günler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-5258085314403608461?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/5258085314403608461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=5258085314403608461' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5258085314403608461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5258085314403608461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/12/rolling-rock.html' title='Rolling Rock'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1549736983208991959</id><published>2008-12-03T10:25:00.006+02:00</published><updated>2008-12-11T22:31:38.646+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><title type='text'>There's Life Even After Mid-Terms</title><content type='html'>Vizeler bitti sonunda. Genelde 60lu 70li notlarla atlattık ilk vizeleri ama açıkçası pek memnun olduğumu söyleyemem. Tabi üniversitenin kıdemlileri bu satırları okuduktan sonra bütün kara büyülerini gönderebilirler bana :) Şaka bir yana notlar başka insanlara iyi gelse de beni pek tatmin etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk sınav 9 Kasım'da İnkılap Tarihi'ndendi. Hayatımın en kötü tarih sınavı olmakla beraber birde derse gitmediğimizden sonucu öğrenememiştim. Daha sonra hoca okudu 68 almışım. Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim, daha kötü beklediğimden sevindim aslında ama 68 ne ya?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi Salı Türk Dili sınavı vardı. Sınava 15 dakika kala biri soruları buldum diye ortaya çıktı, aldık soruları ezberledikte onlardan çıkmadı anasını satayım... Yinede kolay bir sınavdı, yaratıcı yazmadan 20 puanı çaktık. Tek teklediğim soru 5 kelimenin köken araştırmasıydı. Oradan 10 gitti, birde Türk dili ile ilgili bir köken sorusu vardı oradanda 10 gitti 80 aldım. Sınavın bomba olayı şiirin müziği nasıl oluşturulmuş sorusuna verdiğim "ş ve ç harfleriyle" cevabını bir iki arkadaşla paylaşmam ve akabininde arkamda oturan herkesin aynı cevabı yazması. Herkese 10 puan kazandırdım :D&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Kasım günü kariyerimin ilk kimya sınavına girdim :P Valla Hasan Hocam sağolsun, alanındaki en gıcık soruları getirdi koydu önümüze. Bir sitrik asit formülü yazma sorusu vardı ki hesap makineleri hata veriyor... Dahası biz deliler gibi Bohr Atom Modeli'ne, Moseley Deneyi'ne falan çalışmışken adam Kütle Spektrofotometresi sordu en son soru olarak. Neyse çizdik yazdık formülleri falan verdik. Daha açıklanmadı ama 60lı birşey gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Kasım tarihli Matematik sınavına ilk iki sınavdan ağzım yandığı için eşek gibi çalıştım. Sanırım ders saatlerinden daha çok kütüphanedeydim. Lise sonda, dersanede falan öğrendiğim Mat 2 bir yana (Best Kırtasiyeye teşekkürler!) geçmiş senelerde çıkan sorular hayatımı kurtardı. Ehe muhtemelen 85-90 geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Kasım olacak kara gün gelip çattığında ben toplamda 5-6 saat çalışmıştım fiziğe. Matematik sınavı çook iyi geçtiğinden ve arada gitar aldığımdan saldık gitti sınavı. Yinede 80 falan alırım diyordum. Aptal bir şekilde kaçırdığım yay ve momentum sorusu, emin olamadığım eğik düzlemler ve şu bu derken hoca geldi ertesi gün okudu sınavı: 70... Sürünerek eve göndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Aralık ve son sınav Bilgisayar. Kimya ağırlıklı bir bilgisayar eğitiminden geçiyoruz ve yanında programlamada veriyorlar. Öğrenci işleri sağolsun kendimi muaf sanıyordum, meğerse değilmişim ve ilk dersleri kaçırdım. Regresyonmuş, r kareymiş sınav günü öğrendik. Ama beklediğimden çok daha basit bir sınav geldi, algoritma sorusu olsun excel sorusu olsun garanti. Muhtemelen 90.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam şimdiye kadar üzüldük, kızdık kendimize de buradan okul yönetimine seslenmek isterim; ey Ankara Üniversitesi anlıyorum pazar günü sınav yapmanızı ama şöyle 1-2 gibi yapsan ne olur? Öyle ki sanki hergün okula gidiyormuşuz gibi oluyor, gün kavramını kaybediyorum. Neyse, ilk sınavlar için kendime 100 üzerinden 65 verdim. Finallere çalışmaya şimdiden başlıyorum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1549736983208991959?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1549736983208991959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1549736983208991959' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1549736983208991959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1549736983208991959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/12/theres-life-even-after-mid-terms.html' title='There&apos;s Life Even After Mid-Terms'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8960192082428675265</id><published>2008-11-26T23:17:00.009+02:00</published><updated>2008-12-11T22:31:59.027+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><title type='text'>Müziğe İlk Adımlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SS29cHpKq5I/AAAAAAAAADA/MvwQ5-h13AE/s1600-h/gitarklavye.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5273079029506419602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SS29cHpKq5I/AAAAAAAAADA/MvwQ5-h13AE/s320/gitarklavye.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sonunda müzik kariyerim başlıyor :) Aslında müziğe ilk adımlarım değil bunlar, zira yaklaşık 5 sene kadar önce akustik gitarda birşeyler öğrenmiş sonra biraz oradan biraz buradan görerek durumu pekiştirmiştim. Buna karşın toplamda gitar elimde geçirdiğim saat sayısı 24 değildir. Cidden öyle. Bazı günler 10 dakika, en fazla 30. Ancak bu sefer durum değişecek sanırım çünkü bu gitar &lt;em&gt;benim&lt;/em&gt;, asıl hedefim olan şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçokları "Neden bas gitar?" dendiğinde mırın kırın edip sonunda "E.. bir grupta çalmak için" der. Benimde hedefim farklı değil aslında ama çıkış noktam biraz değişik. Bana bas gitarı ilk sevdiren kişi Lemmy Kilmister'dır. Motörhead grubunun bas/vokalisti olan bu zatı muhteremi yabancı bir müzik kanalında görmüştüm ve duruşunun yanı sıra çaldığı alet ve o aletten çıkan ses beni etkilemişti. Daha sonrasında favori grubum Manowar'u daha iyi araştırmaya başladığım zamanlarda gördüm ki grubun beyni bas gitarist Joey DeMaio ve adam bas gitarı elektro gitar gibi çalıyor. Öyle ki Manowar'un ikinci bir gitariste ihtiyacı yok. Bu nedenler zaten kafama bas gitar fikrini sokmuşken birde çevremde gitardan anlayan, birtakım gruplarda çalan insanlarda doluşunca bir bas gitar edinme fikri kaçınılmaz oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönem sıkıntılı oldu biraz. Çünkü ailemin bana bir bas gitar alacak kadar durumu yok. Bu olasılığı eledikten sonra geriye kalan seçenekler: çalışıp para biriktirmek ve beklemekti. Ben bekledim bir süre, bu sırada rock-metal müziği öğrenmeye çalıştım, felsefesini kavramak istedim. Sonraları çalışmaya niyetlendiysemde öss olsun, okul olsun bir türlü izin vermedi. Müzik tek amacım değil ve ders çalışmam şarttı çünkü. Sonunda, bundan yaklaşık 3 ay kadar önce beynimde bir ampul yandı: neden aldığım öğrenim kredisiyle gitar almıyordum ki? Bir şekilde taksitlendirip 160 liralık öğrenime uydurabilirdim tabi ki. Heyecanla gitar bakıyordum. Günlerden birgün Planet Müzik'e gittim en yakın arkadaşımla. Slammer marka bas gitara baktık, arkadaşım gitardan anladığı için onun tavsiyesini dinleyip Slammer'ı kafama koydum. Başka başka dükkanlara da baktım ama Slammer olmuştu bir kez. Tam herşeyi ayarlamışken yüce insan Ercü Abi "Para biriktirip al, taksit iyi birşey değil, hem anlamlı olsun gitarın" dedi. Aaggh... Vazgeçtim yine almaktan. Şans eseri bu furyanın etkisi kısa sürdü ve tekrar Slammer'a göz atmak için Planet'e gittim, bir hafta sonra da (bugün!) gitarı &lt;em&gt;pazar sabahları dostum&lt;/em&gt; yapacak işlemi tamamladım. Tabi işlem için Ebruma ve farkında olmayan abisine teşekkürler! Şimdi düşünüyorumda, ailemin bana bir gitar almasından daha iyi oldu bu şekilde almam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5273084187094530514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SS3CIVJ_udI/AAAAAAAAADI/WeXZ6OvDJUs/s320/Gitar+008.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar girişi ayarlayıp kaliteli bir program bulunca yavaş yavaş çalışmalarımı paylaşacağım :) Bitirirken Sons Of Rock - Slowhand Calling'ten kısa bir bölüm yazmak istiyorum, iyi günler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Hadi, sadece gitar ve sen&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Sahnede parlayan tek yıldız sensin&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;Kalabalık yavaşça alkışlayarak katılıyor&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;İzin ver duymalarına, izin, Slowhand Çağrısı'nı&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8960192082428675265?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8960192082428675265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8960192082428675265' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8960192082428675265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8960192082428675265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/mzie-ilk-admlar.html' title='Müziğe İlk Adımlar'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SS29cHpKq5I/AAAAAAAAADA/MvwQ5-h13AE/s72-c/gitarklavye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-3370626075234674902</id><published>2008-11-09T22:36:00.005+02:00</published><updated>2008-12-11T22:49:36.440+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mekanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ankara'/><title type='text'>Ardıç Kitabevi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRdKenx92pI/AAAAAAAAACo/6ErW25RLHxs/s1600-h/ard%C4%B1%C3%A72.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266760179168172690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRdKenx92pI/AAAAAAAAACo/6ErW25RLHxs/s320/ard%C4%B1%C3%A72.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ardıç Kitabevi, son zamanlarda en sık gittiğim yerlerden birisi. Yüksel Caddesine bakan tabelasında gördüğüm "sahaf" ibaresi beni ve kızarkadaşımı oraya çekmişti vakti zamanında. 2. katta bulunan Ardıç'a girdiğinizde sizi sol kenarında küçük bir kitaplığın olduğu kısa ve dar bir koridor karşılıyor. Mekan 2 odadan oluşmakta, ilki az önce bahsettiğim koridorun hemen karşısında, diğerine oranla küçük bir oda. Diğeri ise koridorun sonundan sağa dönünce. Esas yerde burası aslında çünkü büyük kitaplıklar burada yer alıyor. Büyük odadan bir resim göstermek gerekirse:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266761517498011362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRdLshcqjuI/AAAAAAAAACw/9RCLFF-71OE/s320/ard%C4%B1%C3%A7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bir mekanda öncelikli olarak ilgilendiğim yiyecek içecek kısmına gelelim :) Yiyecek seçenekleri bazlamada tostlardan sandviçlere kadar geniş yelpazede; hem ucuz hemde doyurucu. İçeceklerde ise daha geniş bir çeşitlilik görüyoruz; eğer bir bitki çayı müdavimiyseniz her gittiğinizde deneyebileceğiniz yeni bir tad bulabilirsiniz. Ben kendi özel kombomdan bahsedeyim: İngiliz keki + nescafe... İngiliz keki ve içindeki çikolata sos, kahvenin içinde eriyip giderken... ehem neyse.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonuç olarak en azından gidilip görülesi bir yer Ardıç Kitabevi. Kitap çeşitleri bol, fiyatlar uygun, yiyecek-içecekler bağımlılık yaratıcı... daha ne olabilir ki?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adres: Yüksel Caddesi, 8/10 Kızılay Ankara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İletişim: &lt;a href="http://www.facebook.com/group.php?gid=31538825923"&gt;Facebook adresi&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-3370626075234674902?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/3370626075234674902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=3370626075234674902' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3370626075234674902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3370626075234674902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/ard-kitabevi.html' title='Ardıç Kitabevi'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRdKenx92pI/AAAAAAAAACo/6ErW25RLHxs/s72-c/ard%C4%B1%C3%A72.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-6472315846286897164</id><published>2008-11-07T22:50:00.005+02:00</published><updated>2008-12-11T22:48:05.395+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Nefret Ettiğiniz Kişi Tek Okurunuzsa?</title><content type='html'>Ehe benim blogda öyle bir sorun yokta, bugün otobüste giderken öyle aptal aptal bu konuyu düşündüm nedense. Çok güzel bir blog açmışsınız, yazılarınız tam istediğiniz kıvamda gidiyor. Birde bakıyorsunuz her yazıya aynı kişi yorum yapmış. Kişinin kim olduğunu farkedince -ki kendini yazılarından belli eder- yıkılıyorsunuz... O sizin en nefret ettiğiniz insan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilerek ismini cismini saklar heralde, şöyle işletelim eğlenelim moduna giren tipler vardır ya... Karşılaştığınızda falan sırıtır, yazdığınız yazılardan göndermeler yapar. Ortamda "abi o konuda ben şöyle düşünüyorum" diyerek fikrinizi çalar, ardından size dönüp kıskıs güler. Eğer arkadaş sürekli görüşmek zorunda olduğunuz biriyse -iş yerinden, okuldan ya da en kötüsü aileden- başınız dertte demektir. Başkalarına yazılarınızı anlatarak dalga geçmesi bir yana, insanlarda onun çoşkusuna kapılıp sizinle dalga geçmeye başlarlar. "Oo abi blokçu olmuşuz ne ayak", "Entel dantel hee eheh" gibi yorumlarıda düşünürsek, nefret edilen kişinin blogun tek okuru olması, blog kapatma sebebidir. Sinir harbidir. Sınavdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinledim ki: White Lion - Don't Give Up (yazıyla alakalıda olmuş yeni farkettim)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-6472315846286897164?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/6472315846286897164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=6472315846286897164' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6472315846286897164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6472315846286897164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/nefret-ettiiniz-kii-tek-okurunuzsa.html' title='Nefret Ettiğiniz Kişi Tek Okurunuzsa?'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-4434008426035079273</id><published>2008-11-06T21:32:00.003+02:00</published><updated>2008-12-11T22:33:35.444+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><title type='text'>Myspace Tripleri</title><content type='html'>Myspace iyi hoşta, bazıları takılınca kopamıyor. Yeni kaliteli grupları keşfetmek yerine "daha çok arkadaş toplucam" ya da "bir sevgili bulayım!" diyince olmuyor malesef. İşte iki örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız annesiyle tartışıyor myspace hakkında, küçük kardeşide videoyu yorumlarıyla süsleyip çekiyor. Aileye bak lan?! .. in the butt! :D&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.todaysbigthing.com/2008/04/15"&gt;http://www.todaysbigthing.com/2008/04/15&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu video ise bir klasik bence. Büyük kardeşler ufak kardeşlerinin myspace bağımlılığı hakkında bir belgesel hazırlıyorlar. Kulaklık takıyorsanız kalıcı duyma hasarı verebilir, ona göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.todaysbigthing.com/2008/02/21"&gt;http://www.todaysbigthing.com/2008/02/21&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-4434008426035079273?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/4434008426035079273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=4434008426035079273' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4434008426035079273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4434008426035079273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/myspace-tripleri.html' title='Myspace Tripleri'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-3139609978748426571</id><published>2008-11-06T19:35:00.009+02:00</published><updated>2008-12-11T22:33:48.698+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><title type='text'>Sons Of Rock</title><content type='html'>&lt;em&gt;Please, please.. Just keep on rocking on. Keep on rolling..&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRMyAHD5RxI/AAAAAAAAACY/2u82IzEeTp8/s1600-h/sonsofrockband.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265607366803015442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 199px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRMyAHD5RxI/AAAAAAAAACY/2u82IzEeTp8/s320/sonsofrockband.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün Creedence Clearwater Revival'ın Proud Mary isimli şarkısının videosunu YouTube'dan ararken rastlamıştım Sons Of Rock'a. Proud Mary'i güzel &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZQYsMNcBBG4"&gt;çalmışlardı&lt;/a&gt; gerçekten (Leonardo Da Vinci Lisesi, vay be). Ardından aynı konserde çaldıkları kendi şarkılarınıda beğendim ve verilen &lt;a href="http://www.myspace.com/sonsofrockband"&gt;myspace linkine&lt;/a&gt; tıklayarak grubu yakından tanımaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya'nın Madrid kentinden dünyaya gelen Sons Of Rock ilk zamanlar üç kişiydi. Bir gitarist, bir basçı ve birde bateristten oluşan bu kadro Keep On Rolling, My Name Is Lucille, Sons Of Rock ve Born To Be The Boss şarkılarını bestelemişti. O zamanlardan myspace üzerinden yazışmaya başladık. Sanırım Türkiye gibi (İspanyol bir gruba göre) doğu bir ülkeden birinin çıkıp "İyi şarkılar yazmışsınız" demeleri onları epey şaşırttı ilk başta. Ben ise o sıralar yeni nesil müzisyenlerden iyice ümidi kesmiştim ki Sons Of Rock kaliteli müziğin hala yapılabildiğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Şubat tarihinde Emerganza Müzik yarışmasında gösterdikleri başarıyla göz doldurdular ve hemen ardından internet üzerinden yapılan ankette birinci olarak Rock In Rio'da çalmaya hak kazandılar. İspanya'nın prestijli gazetelerinden El Pais röportajında zatı-alimden bile bahsettiler sağolsunlar. Dayanamadılar, ilk EP'leri Sons Of Rock'ın imzalı bir kopyasını göndererek bizleri müteşekkiriyat sınırına taşıdılar. Sonraları epey uzun bir süre sesleri çıkmadı. Basçının Texas'a gitmesi, bateristinde kişisel durumları sebebiyle çalışamadılar. Sanırım bu süre zarfında grubun beyni, gitarist Alba boş durmadı, barlarda Alba &amp;amp; Friends diye bir grupla sahne aldı. Sessizlik basçı ve bateristin gruptan ayrılması ve yeni basçı-bateristin yanı sıra gruba 2. gitaristin katılmasıyla bozuldu. Gitarist Alba'ya Rafa gitarıyla destek olurken baterist Lete ve basçı Jose grubun altyapısını oluşturuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Rock In Rio... Eski kadroyla bestelenmiş 4 şarkının yanında Police At My Door, Knockin' Hell's Door, Just The King ve Slowhand Calling isimli 4 yeni şarkı daha seyircilerin beğenisine sunuldu (ben ilk kez dinlemiştim, ben bile ilk kez dinlemişsem muhtemelen herkes ilk kez dinlemiştir). 4 yeni şarkıda görüldü ki Sons of Rock iyi bir amatör gruptan umut vadeden profesyonel bir grup olmaya adım atmıştı. Gitarlardaki geçişlerin yanı sıra bas-bateri uyumu Rock In Rio'yu grubun tarihindeki altın bir sayfa yaptı. Grup Rock In Rio'nun hemen ertesinde Beatless'ı besteledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elemanlardan bahsetmek gerekirse, yukarıda da bahsettiğim gibi Alba grubun beyni, baş söz yazarı ve bestecisi. Yetenekli bir gitarist olarak göze çarpıyor ve kızlar rock yapamaz tezini çürütüyor. Omzunun üzerinde gitar çalarken görebilirsiniz. Rafa 2. gitarist olarak epey iyi göründü Rock In Rio'da. Alba gibi O da çok yetenekli ve grubun geleceğinde kuşkusuz söz sahibi olacak. Aynı zamanda son bestelenen 5 şarkıda emeği olduğu aşikar. Lete iyi bir baterist, hatta bana göre Sons Of Rock aradığı bateristi bulmuş. Vuruşları ve tekniği yaptıkları müziğe tamamen uygun. Jose ise özellikle dikkat ettiğim bir eleman (benimde basçı olmamdan kaynaklanan bir durum :) ), sahnede güçlü görünüyor ve Lete ile beraber iyi bir ikili oluşturuyor. Son haliyle Sons Of Rock rüştünü ispatlamış vaziyette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265616941832446674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 178px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRM6tc0zotI/AAAAAAAAACg/whHiymJ4P4Q/s320/sonsofrockbandrockinrio.bmp" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Sons Of Rock'a ulaşabileceğiniz adresler:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.sons-of-rock.com/"&gt;Resmi Site&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.myspace.com/sonsofrockband"&gt;Myspace Sayfası&lt;/a&gt; (grubun resimleri yanı sıra 6 şarkısını dinleyebilirsiniz.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Not: Resimleri görünce "hayırdır inşallah" dediniz biliyorum ama bundan sonra resim kullanmaya karar verdim :)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-3139609978748426571?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/3139609978748426571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=3139609978748426571' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3139609978748426571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/3139609978748426571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/sons-of-rock.html' title='Sons Of Rock'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SRMyAHD5RxI/AAAAAAAAACY/2u82IzEeTp8/s72-c/sonsofrockband.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8549565750452024554</id><published>2008-11-05T21:25:00.003+02:00</published><updated>2008-12-11T22:34:23.155+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Gerçeğe Giden Yol - Bölüm 1: İlk Yıllar</title><content type='html'>Astronomi ve Bilim Adamları... Evet bu iki kitaptı kafama dank edip hayatımı değiştiren. Halbuki daha okumayı yazmayı adam gibi yeni öğrenmiştim, sadece haddinden fazla meraklı bir çocuktum. Siz "Tamam Mustafa saçmalama, bloguda kapat yeter artık" demeden açıklayayım efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan sakin bir günde dayımlar bana kitap hediye etmişti. Yukarıda deli danalar gibi adını zikrettiklerimde onlardır. İki kitapta Tübitak Yayınları'nın çocuk serisine aitti ve şansıma tamda yaşıma hitap edecek düzeydeydi. Dayımların neden böylesi kitapları bana aldıklarını düşünüyorumda, o sıralarda ansiklopedi okumaya başlamıştım ve ta beş yaşımdan beri benim en iyi oyuncağım bir hayvan ansiklopedisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce astronomi... Gezegen, gökada, Güneş, Dünya derken birde bakmıştım ki zamanın popüler yarışma programı "Kim Beşyüz Milyar İster?"deki astronomi sorularını kaçırmıyordum. Aynı zamanda ortaokul ve lisede en paspal şekliyle öğretilen astronomi o kadar kolay geliyordu ki canım sıkılıyordu. Diğer kitap Bilim Adamları ise çok basit olmasına rağmen her yaş grubu insan için çok yararlı bir bilim tarihi kitabı. Hint, Mısır ve Antik Yunan'da bilimden başlayıp 20. yüzyıl atom kuramlarına kadar çok genel bir tarihi ele alırken, bunu o kadar güzel anlatıyor ki vakti zamanında kitabı tam anlamıyla sömürüyordum. Yaşıtlarım sokakta aslanlar gibi top oynarken ben evde bu iki kitabı ve daha sonra parabolik bir hızla sayıları artan diğer Tübitak kitaplarını okuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bugün Temel Kimya dersimize giren Hasan Hoca'nın küçük laboratuarını görünce aklımdan bunlar geçti. Bir diğer yazımda daha sonra olanlardan bahsedeceğim. İyi günler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Asla asosyal bir çocuk olmadım, sadece kitaplara çok kaptırdım kendimi; gözlüklü sünepe bir tip değilim yani :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8549565750452024554?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8549565750452024554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8549565750452024554' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8549565750452024554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8549565750452024554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/geree-giden-yol-blm-1-ilk-yllar.html' title='Gerçeğe Giden Yol - Bölüm 1: İlk Yıllar'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-7923547618426345148</id><published>2008-11-02T12:30:00.003+02:00</published><updated>2008-12-11T22:34:41.270+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><title type='text'>Kişisel Yazın Özeleştiri -1-</title><content type='html'>Belli araklıklarla özeleştiri yapma fikri geldi aklıma bugün, gelmişken uygulayayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle -sabredip her yazıyı okuyanlar farketmiştir- ilk yazılar daha çok kendim ve yaşantım hakkındayken, yani bir nevi günlük gibi giderken sonraları ansiklopedik dili kullanarak düşüncelerime önem vermişim. Son yazımda biraz dili hafifletsemde öncesindeki zıtlık garip göründü bana :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan önceki temam klasik blogger minimalist temaydı, sade ama sıkıcıydı. Değiştirdim rahatladım. Ama rahatlama değişimden mi oldu, yoksa sancılı değişim işleminin (kodlarrr...) bitmesinden miydi emin değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun haricinde yazılarım sıkıcı geliyor bana biraz. Yani okuyucu çekmek için birkaç yazı yazardım, belkide yazardım o sorun değil; asıl sorun yazıların dilinde gibi geldi bana. Ağır gibi, sıkıcı. Bilmiyorum, zevkli yazmaya çalışmam ama en azından dikkatli olabilirim önümüzdeki yazılarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yazılarda etikette kullanmamışız, bunda da kullanmıyoruz. Kullansak iyi olur dimi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle blog hakkında birşey öğrenmeliyim; rssdir, google analyticstir hiçbirşey bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde normal yazıların haricinde yazı dizileri ya da&lt;br /&gt;&lt;a href="http://beyn.org/"&gt;bu blogda&lt;/a&gt; yapıldığı gibi okuyucularla güzel vidyoları ve ya okuduğum bloglardaki beğendiğim yazıları paylaşabilirim. Bakalım bu konuda düşünmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdığım yazıların altına, yazarken dinlediğim şarkıları yazmak istiyorum artık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmimi değiştirdim farkeden var mı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak yazdığım hikayeleri paylaşayım diyorum ancak onlar çok uzun, bunun için "devamı için.." etiketini öğrenmem gerek. Belkide rapidshare gibi bir siteye yönlendiririz. Ne kadar çok soru işareti varmış kafamda yazarken ortaya çıkıyor. Herneyse, iyi günler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinledi ki: Mike Tramp - Heart Of Every Woman, White Lion - Little Fighter&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-7923547618426345148?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/7923547618426345148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=7923547618426345148' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7923547618426345148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/7923547618426345148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/kiisel-yazn-zeletiri-1.html' title='Kişisel Yazın Özeleştiri -1-'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1533844398115782467</id><published>2008-11-01T11:36:00.003+02:00</published><updated>2008-12-11T22:35:34.166+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ankara'/><title type='text'>Ankara'da Otobüse Binerken Dikkat!</title><content type='html'>Başlığa bakıp "şu şu tarihten itibaren Ankara Ego işletmesi..." gibi bir haber vereceğim sanmayın :) Bugün size Ankara'da belediye otobüsüne binmek kavramı ve binerken nelere dikkat edeceğinizden bahsetmek istiyorum çünkü eğer bu konuda bir bilginiz yoksa otobüste sinir krizi geçirirsiniz :) Öncelikle güzelim(?) Ankaramızdaki otobüs çeşitlerinden başlayalım. Ankara'da iki tip belediye otobüsü mevcuttur: Macar yapımı Ikaruslar ve Alamancı olduğunu tahmin ettiğim Man'lar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikaruslar Macaristan'ın bağırından kopup gelen mültecilerdir. Yunan mitolojisindeki Ikarusla hiçbiiir alakaları olmamakla beraber Ankaramıza 1989-1995 yılları arasında giriş yapmışlardır. Kışın soğuk yazın serin olmalarının sebebi, camları kapansa bile heryerinden hava girmesidir ki otobüsün içinde rüzgar eser (yani bu bir başarı bence). Boş gelmesine sevinmeyeceğiniz bir otobüs Ikarus, içinde insan olunca ısınıyor biraz. Son olarak, bir rivayete göre Eryaman - Batıkent seferindeki bir Ikarus'un körüğünden sonraki kısım artık bu işkenceye dayanamayıp kopmuş ve yan devrilmiştir. Manlar ise üstün Alaman teknolocisinin eserleridirler. Sessiz, sakin, sallanmadan giden otobüslerdir. Eğer bir Man'dan daha iyi birşey varsa o da iki Man'dır zira Man'lar hep ağzına kadar dolu olduğundan en azından diğer arabanın kapı ağzına sıkışabilirsiniz :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba alacak parası olmayan (arabası olsa da benzin koyamayan) dar gelirli vatandaşın can simididir Ego otobüsleri. Yazının asıl sebebi olan "dikkat edilecek hususlar" kısmı daha otobüse binmeden başlıyor :) Efendim bazı duraklarda hiç sıra olmaz, ilk atlayan biner (örneğin evimin yanındki durak). İlk başlarda çok otobüs kaçırdım ama sonralarında nasıl rol yapıldığını öğrenip işin çakalı oldum! Herneyse sıra varsa bile bir sorun oluyor çünkü bazen sırada iki kuyruk oluyor (ekran başındakilerin afallama sesleri eşliğinde..). Kızılaydan bindiğim durak aynen böyle bir yerdir ve her zaman kavga çıkar, istisnasız her zaman :) Hele birde her kuyrukta zeki bir amca çıkıp işi halletmeye çalıştı mı yarım saat otobüse binemiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüse şans eseri bindiniz diyelim. Baktınız oturacak yer yok, hemen arkaya ilerleyin (böyle yapmayanlarla aramda soğuk rüzgarlar estiriyorum otobüslerde). Tutunabileceğiniz bir yerde varsa tamam. Bir yer boşalırsa sakın sağa sola bakmayın, oturun. Bir Keçiörenli olarak yaşadığım 19 yılda şunu öğrendim ki eğer bir fırsatınız varsa, o son fırsatınızdır! Oturun abi, sonra bakın yaşlı teyze amca mı var bebelik kadın mı var diye, kalkar yer verirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak otobüse binen şahıs şu sözlere alışık olmalıdır:&lt;br /&gt;"Bir iki adım lütfen.."&lt;br /&gt;"Arkalar bomboş .... (halbuki arkada santimetreküp başına 4 insan düşüyor)"&lt;br /&gt;"Veriyonuz Meliii Gökçee oyları, böyle oluyor sonra! (ertesi günkü seçimlerde adı geçen şahıs %50 ile belediye başkanlığını sürdürür)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonraki belediye otobüsleri yazımın başlığı "Yaşlı İnsan ve Belediye Otobüsü" olacak sanırım, esen kalın arkalara ilerleyin ilerletin :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1533844398115782467?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1533844398115782467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1533844398115782467' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1533844398115782467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1533844398115782467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/11/ankarada-otobse-binerken-dikkat.html' title='Ankara&apos;da Otobüse Binerken Dikkat!'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-982307390875347291</id><published>2008-10-30T20:23:00.003+02:00</published><updated>2008-12-11T22:35:53.796+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Etanol ve Naproksen Sodyum</title><content type='html'>Bugün garip şeyler oldu. Önce bir bira içtim ve ardından -diş ağrım sonucu- bira içtiğimi unutup ilaç aldım. 2. birayı içmeye başladığımda farkettiğim bu durum beni önce endişeye sevketti ancak bu endişe yerini birden tamamen bir dinginliğe bıraktı. Hiç korkmadım. Zehirlenip ölebilirdim ancak ben ne zaman bu düşünceyi aklıma getirsem bir korku hissetmedim. Sanki şöyle dedim: eğer olacaksa korkmuyorum çünkü korkmamı gerektirecek hiçbirşey yapmadım. Tek bir noktada üzüldüm, oda eğer ben gidersem arkamdan ağlayacaklar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu kayıtsızlığa ya da umursamazlığa bağlayabilirsiniz ancak ben durumu kendime güvene bağladım. Eninde sonunda öleceğiz, esas mesele ölürken arkanıza korkacak birşeyler bırakmamanız. Yaşamımız boyunca dinler olsun, ahlak kuralları olsun birçok etki sözkonusu üzerimizde ancak resme biraz daha geriden bakmak gerekirse aslında yapmamız gereken şey daha basit: iyi bir insan olmak. Ve sanırım ben iyi bir insan olduğumu düşündüm. Birkaç sene sonra belkide hatırlamayacağım bir gün olacak 30 Ekim 2008 tarihi, buna karşılık hayatım boyunca takip edeceğim iz "iyi bir insan ol"dur. Umarım gittikçe yozlaşan dünya benide pençesine almaz ve bu sözü unutturmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-982307390875347291?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/982307390875347291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=982307390875347291' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/982307390875347291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/982307390875347291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/etanol-ve-naproksen-sodyum.html' title='Etanol ve Naproksen Sodyum'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-5273780500708932862</id><published>2008-10-22T10:04:00.005+03:00</published><updated>2008-12-11T22:38:44.844+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Neden Yazıyoruz?</title><content type='html'>Epeydir yazmamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben böyle düşünürken aklıma şu soru takıldı: Neden yazıyoruz? Ben bu soru içinde sürüklenip giderken Türk Dili dersinde de böylesi bir konu dönünce kendimi iyice düşünmeye sevkettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neden yazıyoruz?" sorusu bir bakıma "Neden sanatla ilgileniyoruz?" sorusu ile bağlantılı bana göre. Bir sanatçı (ustalığı hangi konuda olursa olsun) neden sanat yapar? Kendi düşüncelerini neden içine atmak yerine dışa vurur? Hatta Türk Dili dersindeki soruyuda buraya ekleyebiliriz: Eğer ki sanatçı kendi için sanat yapıyorsa bunu neden insanlarla paylaşıyor ve üzerine para kazanıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların basit bir cevabı da olabilir karışık da. Ancak işin köküne inmeye başladığımızda yine o insan doğası sistemiyle karşılaşıyoruz. İnsan doğası yoğun bir madde gibi görünmeye başladığı, sanki insan kavramından bağımsız başlı başına bir konu olarak görünmeye başladığı noktada bu sorular beni şu cevaba götürüyor: İnsan anlaşılmak ister. Örneğin ben bu blogdaki yazılarımda genel olarak düşündüğüm, kafa yorduğum konulara yer vermeye çalışıyorum ki insanlar beni anlasın, düşüncelerimle kafalarında bir başka kapı açabileyim. En basitinden &lt;a href="http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/evrim-hakknda-dnceler.html"&gt;şu yazıda&lt;/a&gt; düşüncelerimi dile getirdim ve bu konu hakkında düşünen insanları farklı bir bakış açısıyla tanıştırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlamak gerekirse; yazıyoruz çünkü içimizden gelenleri diğer insanlarla paylaşmak istiyoruz. İstiyoruz ki diğer insanlar bizim düşüncelerimizi okuduktan sonra onun hakkında düşünsünler ve yeni fikirler edinebilsinler. Ya da sadece kendimizi kandırıyoruz :) İyi günler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-5273780500708932862?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/5273780500708932862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=5273780500708932862' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5273780500708932862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5273780500708932862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/neden-yazyoruz.html' title='Neden Yazıyoruz?'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8432358493534811777</id><published>2008-10-16T11:34:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:38:02.811+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><title type='text'>Kuyu Ve Sarkaç</title><content type='html'>&lt;em&gt;Aman tanrım, Edgar Allan Poe!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Birçokları Edgar Allan Poe'nun ismini duymuştur. Bazıları &lt;em&gt;Kuzgun&lt;/em&gt;'u (The Raven) okumuşlardır. Birtakım kişiler Poe'nun hikayelerini başarılı bulur. Ancak sadece onun dil zenginliğinin zekasıyla nasıl ve neden böylesine sıkı sıkıya kenetlendiğini anlayabilenler Poe'nun hayranı olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kuyu Ve Sarkaç&lt;/em&gt; (The Pit And The Pendulum), Poe'nun 1842'de yayınladığı bir eser. Eserin içeriği hakkında hiçbir sır vermeden, size nasıl yazılmış olduğundan bahsetmek istiyorum. Öncelikle hikayenin başlangıcı olan nokta çok iyi seçilmiş. Daha geriden ve ya daha ileriden başlayabilecekken öylesine güzel bir nokta seçilmiş ki hikayeye olan ilginiz daha baştan tavan yapıyor. Daha sonraları hikayenin seyiri, sesi gittikçe artan bir klasik müzik eseri gibi. Öyle ki hikayenin son satırına kadar heyecanla okumanızı sağlıyor. İnişli çıkışlı hikayelerin aksine sürekli atran bir gerilim, heyecan ve beklenti oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürükleyicilik bu derece yüksekken dil zenginliği, diğer eserlerindeki çizgisini sürdürüyor. Karakterin içinde bulunduğu durumu, sanki okuyucu yaşıyormuşcasına hissettirebilen betimlemelerle dolu bu eser. Örneğin (hadi küçük bir kısım verelim hikayeden) karakter duvara dokunarak ilerlerken, okuyucunun kitabı tutan elleri sanki o duvarın pürüzlü yüzeyini hissediyor. Yazarın -ve elbette bu eserin- bu derece başarılı olmasının iki sebebinden biri bu. Diğeri ise ustaca örülmüş küçük ayrıntılar. Yazarın şimdiye kadar okuduğum yazınlarının hepsinde küçük ayrıntılar o derece önemlidir ki bazen hikayenin temelini oluşturur. Karakterlerin kafayı kullanma metodları (ki bu metodlar yazarın aklına gelen şeyler olduğundan, bunları yazarın zekası ile de ilişkilendirebiliriz) insanı hayretler içerisinde bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim son olarak bahsetmek istediğim şey; aslında bu eser o kadarda başarılı olmayabilir, sadece ben kendimi çok kaptırmış olabilirim. Ancak böyle bile olsa &lt;em&gt;Kuyu Ve Sarkaç &lt;/em&gt;kesinlikle zaman ayırılması gereken bir eser. Kim bilir belkide ben haklıyımdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8432358493534811777?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8432358493534811777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8432358493534811777' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8432358493534811777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8432358493534811777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/kuyu-ve-sarka.html' title='Kuyu Ve Sarkaç'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-5611559387596597336</id><published>2008-10-09T21:42:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:39:11.184+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>ÖSS Hakkında</title><content type='html'>Otobüslerde artık harıl harıl test çözen gençliği görmek mümkün. Hani bayram falan bitti artık derslere tam gaz başlandı ya... Bende zamanında o yollardan geçmiş, otobüste "hadi kalk artık" diye bakan insanların bakışları altında logaritmik denklemleri çözüp elektrokimyasal pillerin yapısal formüllerini çıkarmıştım. İşte geçen gün yanıma oturan öğrenci sadece bu anıları ortaya çıkarmakla kalmadı, öss sisteminin gerekliliğini sorgulamama neden oldu (fanzini okuduğum için eve gelince düşündüm).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitelere giriş sınavı bildiğiniz gibi iki bölümlü, 3 saat 15 dakika falan. Herkesin ortak görüşüne katılıyorum ve bir insanın hayatının 3 saat 15 dakikalık bi sınavla yönlenmesine tepki gösteriyorum. Ben çalıştım çabaladım, birazda şans yardım etti elbette ve istediğim okulun istediğim bölümüne yerleştim ("yerleşmek" lafı garip aslında, ikamet ediyoruz sanki okulda. Ciddiye alıp yerleşenler ve 7-8 sene sınıfta kalanlar var birde!). Ancak birçok öğrenci istedikleri bölüme yerleşemediler malesef. Neden? Çünkü heyecanlandılar, kafaları durdu, bayıldılar, birkaç gün önce bir yakınları vefat etti vs... Bunların hiçbiri olmamış olsa bile, sınav sırasındaki ruh hallerinden ileri gelen sebeplerle bir soru üzerinde takılıp dakikalar harcadılar ve zamanları kalmadı. Sonuçta fizik okumayı kafasına koymuş birisi ziraat mühendisliğine, Amerikan dili ve edebiyatı tutkunu birisi, klasik yunan dili ve edebiyatı bölümüne gitmek zorunda kaldı. Ha bu durumdaki arkadaşlar olduğu gibi gayet çalışıp, kendisine sınav sırasında hakim olan insanlarda vardı ve istediklere yere yerleştiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sınav olmazsa ne olacak? Tabi ki öğrencilerin lise not ortalamaları işin içine girecek ve aldıkları ortalamalara göre bölümlere başvuracaklar. Çok güzel değil mi, lisede okul birincisi olan birisi kimya bölümünde sürünmeyecek, örneğin genetik okuyacak. Ancak şunu unutmayalım ki, liselerin durumu içler acısı. Öğrenciler dersleri liselerde değil malesef dersanelerde öğreniyorlar (tıpkı benim gibi). Hocaların kaliteleri tartışma konusu. Sırf önü ilikli değil diye dersten kalan başarılı bir öğrencinin durumu ne olacak peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğim şu ki, mevcut durum içerisinde en iyi sistem öss sınavı. Ha liseler geliştirilir, hoca kalitesi sağlanır, öğrenci kalitesi belli bir seviyeye çıkarılabilirse tabiki de sınav kalkacak ve bunun gibi bir not ortalamasına dayalı sistem getirilecek, getirilmeli. Belki ikisinin ortası olarak lise 1, 2, 3 ve 4. sınıfların sonlarında olmak üzere 4 sınav yapılıp ortalaması alınabilir ancak o zamanda mezun öğrenciler ne olacak, hangi sınava girecekler? Birde böyle birşey olursa dersanecilik tavan yapar (sanki şimdi tavan değilmiş gibi... neyse bu başka bir yazı konusu).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapanışta şu küçük düşüncemi dile getirmeliyim: İlkokullarda köklü bir devrim yapılmalı, susup ezberleyen çocuklar değil, konuşup konunun mantığını kavramaya çalışan öğrenciler yetiştirilmelidir. Teşekkürler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-5611559387596597336?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/5611559387596597336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=5611559387596597336' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5611559387596597336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/5611559387596597336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/ss-hakknda.html' title='ÖSS Hakkında'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-2884976442747098999</id><published>2008-10-06T22:03:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:39:53.260+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Evrim Hakkında Düşünceler</title><content type='html'>İnsan bir hayvandır. İnsan, memeliler sınıfının içinde yer alan Büyük İnsansılar familyası içinde yer alan bir hayvan türüdür. Bu iki cümle çok ansiklopedik oldu değil mi? Aynı zamanda diyeceksiniz ki "ne bu Büyük İnsansılar?". Bilim evrim teorisinin geçerli olduğunu kabul eder çünkü eldeki verilerle kurulabilecek en iyi bilimsel hipotezdir. Buna karşılık birçok insan evrim teorisini reddeder çünkü maymundan türediğini kabul etmez. Aslında evrimle ilgili red oylarının en temel noktasıda bu sanırım. Birincisi bu yanılgıyı düzeltmek istiyorum. İnsan maymundan türememiştir; evrim "insanla maymunun atası ortaktır" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak gelelim benim evrim hakkındaki düşüncelerime. Yukarıda da dediğim gibi bilimsel bir yöntemle, canlıların dünyasına girip nerden gelip nereye gittiklerini açıklamaya çalışırsanız; evrim olmasa bile sanırım ona yakın birşeyler ortaya koyarsınız. Evrim teorisini destekleyen veriler mevcut ancak bu veriler yorumlara göre değişiklik gösterebilir. Bir deniz kabuklusu fosiline bakan iki ayrı araştırmacıdan ilki, fosilin günümüzdeki deniz kabuklularının atası olduğunu; diğeri ise binlerce yıl önce ortadan kalkan bir türün fosili olduğunu söyleyebilir. Bütün bunların ışığı altında ben diyorum ki; evrim konusunda kesin emin olamayız. Bu iki yönlü bir düşüncedir: kesin var ya da kesin yok diyemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin var diye neden diyemeyiz peki hocam? Evrim'in boşlukları bunun için yeterli bir sebep gibi görülse de aslında, evrim kuramının tamamına hakim olamadığımızı düşünüyorum ben; bütün insanlık olarak. "Gözümüzün önünde evrim geçiren bir canlı olmadı daha" gibi bir klişeye bulaşmayacağım ama eldeki verilerin yukarıda bahsettiğim gibi farklı yorumlanması durumu, evrimi kesin kabul edemememizin bir etkeni. Ayrıca inanan insanlara öğretilen yaradılış olayı, o insanların kafasında evrimi bitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kesin yok" ta diyemiyoruz, neden? Çünkü evrim teorisi (hipotezi ya da, nasıl isterseniz), bilimsel açıdan en mantıklı yol. Bunun yanı sıra açıkları olsa dahi geliştirilebilmesi söz konusu ve belkide bir gün gelecek evrim teorisi reddedilemez olacak, yani kanunlaşacak; bunu bilemiyoruz henüz. Bilim bir yana, bilimle alakasız olan insanlar için bile evrim, şöyle bir düşünüldüğünde, mantıklı gelebilir. Neden olmasın? Varlığından kesin emin olamayacağımızı savunurken konuya hakim değiliz tam olarak demiştim, aynı sebepten yokluğundanda kesin emin olamıyoruz. Kanıt yokluğu yokluğun kanıtı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde benim küçük bir düşüncem var, doğru ya da yanlış, sadece böyle olabileceğinide hesaba katmak istiyorum. Belkide "Tanrı vs Evrim" gibi bir durum yokturda; evrim, Tanrı'nın bir sistemidir. Belki ilk olarak basit canlıları yaratmıştır ve sonra onları mükemmelleştirerek (ya da mükemmelleşmelerine sebep olarak) bugünlere getirmiştir. Bu düşünceye engel olabilecek ayetler, hadisler falan vardır sanırım ama bence bu düşünce dikkate almaya değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim çok garip bir konu, günden güne fikriniz değişebilir. O yüzden bana kalırsa herkes bol bol bu konu hakkında okumaya, kendi içinde düşünmeye ve fikir sahibi olmaya baksın ancak "bu doğru işte!" diye başkalarına dayatmasın. Zaten herkesin düşüncesi kendine... İyi günler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-2884976442747098999?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/2884976442747098999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=2884976442747098999' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/2884976442747098999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/2884976442747098999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/evrim-hakknda-dnceler.html' title='Evrim Hakkında Düşünceler'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-8944829572475670925</id><published>2008-10-05T21:12:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:40:13.919+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünüyorum'/><title type='text'>Ordu'nun Varlığının Sebeplerinin Sorgulanması</title><content type='html'>Acaba silahlı kuvvetlerin gerekliliği nedir? Bu soruya verilecek en yalın cevap, "ülkeyi dış tehditlerden korumak için" olacaktır elbette. Peki dış tehditlerin kaynağı nedir? Aslında bu soruya vereceğimiz cevap, direk olarak, orduya duyulan gereksinimi sorgulayan bir sorunun cevabı olacaktır. Ben durumu kendimce şöyle özetliyorum: Ordu, her insanda varolan bir "kötü taraf"ın getirdiği zorunluluktur. Açıklamama izin verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman insanlar doğa ile savaşta üstün konuma gelmeye başlayıp birbirlerinin topraklarına -tarımın gelişmesiyle- göz dikmeye başladılar, işte o zaman ilk ordular ortaya çıktı. Eğer insandaki kötü taraf olmasaydı belki şöyle bir düşünce mavi küreye egemen olabilirdi: "Yeteri kadar var zaten". İnsanlar yeteri kadar toprak, mal, mülk, maden ve benzeri şeylere kanaat edebilselerdi ilkel toplumlardan günümüze miras kalmış en kritik şeylerden biri olan "savaş" kavramı belki olmazdı. Herneyse bir diğer yandan insanların içinde bulunan kötü taraf sadece ülke sınırlarını genişletmek amaçlı değilde mesela güç gösterisi yapmak ve dünyayı ele geçirmek - hükmetmek gibi bir takım düşüncelerede neden olmaktadır ve açık ki birçok savaşın sebebide bunlardır. Kültür ve din gibi kavramları yaymak için yapılan savaşlar ise bana hep garip gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda bahsettiğim durumlara sebep olan insanın kötü tarafı, insan doğasına özgü birşeydir; söküp atılamaz. Çok iyi insanlar vardır, iyi insanlar da vardır ancak gücü elinde bulunduranlar da insandır ve hepside kötü değildir. Biri bana çıkıp "ee ne önerin var" dese "durumu korumak" cevabını veririm çünkü yukarıdaki gibi sebepleri binlerce yıllık savaş tarihi sebebiyle insanlardan söküp atamayız. Çok iyi niyetli bir halk düşünelim mesela, ülkeleride olsun. Bu ülke "biz anti militaristiz" diyip ordusunu terhis etse ertesi gün bütün ülkelerle savaşmak durumunda kalır. Bugünkü koşullarda ordusu terhis edilmiş bir ülke, bağışıklık sistemini kaybetmiş bir insan gibi malesef. Ya bütün ülkeler feshedecek, ya hiçbiri, ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzatmadan şöyle toplamama izin verin; eğer insan psikolojisinin evrimi daha farklı olsaydı, yani daha iyi olabilseydik, ordulara ihtiyacımız olmayabilirdi. Ancak mevcut durumda ordular gerekli çünkü herkes iyi niyetli değil. Ve asıl sorunun cevabı: Silahlı kuvvetler, insanda kötü bir taraf olduğu için vardırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir latin atasözü der ki: "Ordular barışı korur"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-8944829572475670925?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/8944829572475670925/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=8944829572475670925' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8944829572475670925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/8944829572475670925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/ordunun-varlnn-sebeplerinin-sorgulanmas.html' title='Ordu&apos;nun Varlığının Sebeplerinin Sorgulanması'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1513137530729689135</id><published>2008-10-04T22:05:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:41:12.106+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Su Bazlı Bir Gün</title><content type='html'>Boya yapmak gerçekten zormuş. Birincisi uygun rengi elde etmek zaten. Boyayı aldınız, beyaza karıştırdınız, su falanda eklediniz de; birde baktınız istediğiniz renkten daha açık. Biraz daha boya ekle karıştır... Aslında işin zor kısmı karıştırmak çünkü çok uzun süren yorucu bir iş. Mümkünse geniş ve derin bir kovada karıştırmayı deneyin zira bu sayede su boyayla daha kolay karışacaktır; tecrübeyle sabittir. Herneyse, boya tamam diyelim, ruloyuda batırdınız boyaya, bismillah duvara dalamıyorsunuz söyle. Ruloda kalan fazla boyayı uzaklaştırmanız gerekiyor yoksa boya duvardan akmaya başlar hemde etrafa çok boya sıçratırsınız. Son olarak sakın sürekli giyindiğiniz kot pantolonunuzla falan boya yapmayın, uyduruk eşofman altı falan bulun çünkü heryeriniz batacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir eve çıkmak heyecan verici oluyor, bugün bunu gözlemleyebildim. İnsanlar kendi odalarını boyarken, eşyalarının yerlerini tasarlarken, oda arkadaşlarıyla geçirecekleri zamanı konuşurken gözlerinde bir parlaklık görüyorum. Gülünç olduklarını kim iddia edebilir? Şu anda bende bir ev almış ve onunla ilgileniyor olsaydım muhtemelen bende öyle olacaktım. Sahibiyet duygusu insanları heyecanlandırıyor; bir arabaya, bir iş yerine ve ya bir eve sahip olunca. Birde ev kavramı insanoğlu için önemlidir biliyorsunuz. Orası bütün tehlikelerden uzak, dinlenmek ve eğlenmek için akla gelecek ilk yerdir (ama tabi bunun dışında kalan evlerde yok değil). Birde senelerce ailesinin yanında yaşamış bir insan kendi evine çıkarak artık kendi kurallarını koyabileceği bir yere sahip oluyor. İçgüdülerin bir meselesi işte, çoook eski atalarımızdan bize miras kalmış güdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçgüdü demişken günümün olayından bahsedeyim. Sevgilimle 2. senemizi bitirmemize 20 gün kalmışken aklıma garip bir soru takıldı (aslında herkesin aklına zaman zaman geliyordur): Bende ne buluyor? 2 sene az bir süre değil. Bir gönül eğlendirmek için ve ya bir vicdan azabından kurtulmak için gerçekten çok uzun. Demek ki diyorum beni seviyor, gerçekten seviyor ki 2 sene boyunca hayatında söz sahibi olmama izin verdi (binbir oyunla saçlarını kestirmesine sebep olmama bile kızmadı). Peki beni geriye kalan insanlardan farklı kılan, onlarda olmayıp bende olan ve O'nun 2 sene boyunca benle olmasına neden olan karakteristik unsur ne? Ondan bu konu hakkında düşüncelerini yazmasını istedim, bakalım özel olmazsa paylaşırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak ton balıklı salata mısırla çok güzel oluyor, meraklısına tavsiye olunur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1513137530729689135?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1513137530729689135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1513137530729689135' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1513137530729689135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1513137530729689135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/su-bazl-bir-gn.html' title='Su Bazlı Bir Gün'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-4391014470988992330</id><published>2008-10-03T23:22:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:42:31.965+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Yetiştirmek, Fikir Edinmek, Değiştirmek</title><content type='html'>Birşeyler yetiştirmek, büyüyüp geliştiğini görmek, ona emek sarfetmek sanırım güzel birşey olmalı. Bugün sevgilimle gidip domates tohumları aldık. Benim çoktandır denemek istediğim birşeydi aslına bakarsanız çünkü toprakla uğraşmak bana her zaman güzel bir uğraş gibi gelmiştir. Satın aldığımız yerdeki adama sorduk, bize şu anda yetiştiremeyeceğimizi anlattı ama en uygun koşulları yaratıp yetiştirmek istiyorum. Bir gün "hehe, yetiştirdiğim domatesle süper bir sandviç yaptım" yazarsam şaşırmazsınız artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sevgilimle buluştum, kavuştuk sonunda. Beş gün bile olsa, insan ayrı kalınca o teması, heyecanı özlüyor. Sevgilimin kokusuna, gülüşüne, sarılışına tekrar kavuştum ve mutluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılay'ın en iyi rock barı Always Rock'ta bu gece Dio &amp;amp; Rainbow gecesi vardı. İlk olarak Rainbow ile başlandı. Rainbow'un Dio'lu dönemine dair bir konserin ardından Joe Lynn Turner yıllarına dair klipler gösterildi. Şahsen ben Turner'ın Rainbow dönemide dair birşeyler bilmiyordum ve epey bilgilendirici oldu bu bölüm. Daha sonrasında Dio'nu tahminimce 2000-2003 yılları arasında bir zaman verdiği bir konser gösterildi. Yine Holy Diver olsun, Don't Talk To Strangers olsun, Rainbow In The Dark olsun çoşturdu bizi küçük dev adam. Konserin yarısında tek tabanca takılmaktan sıkıldığım için evin yolunu tuttum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bira benim çok sevdiğim birşeydir. İçimi kolay bir içkidir, muhabbetin yanında çok iyi gider. Ancak olmuyor, göbek yapıyor. Ayrılamam dediğim biradan ayrıldım, viskiye geçtim. 3-4 70'lik bira içeceğime 1-2 duble viski içmeye karar verdim ama ona da alışmam lazım daha. Birde kötü yönü yanında çok tuzlu fıstık yada çikolata gidiyor. Göreceğiz neler olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana çok yoğun bir günmüş gibi geldi aslında, belkide sadece kafamın için çok meşguldür...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-4391014470988992330?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/4391014470988992330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=4391014470988992330' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4391014470988992330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/4391014470988992330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/yetitirmek-fikir-edinmek-deitirmek.html' title='Yetiştirmek, Fikir Edinmek, Değiştirmek'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-6238413256715255530</id><published>2008-10-02T22:13:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:43:18.196+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ankara'/><title type='text'>Keçiörenli Olmak</title><content type='html'>Bayramın son günü yine otobüs izdihamları yaşanan bir gün olarak hafızalarda yer etti. Bunu biliyorum ben, doğduğumdan beri Ankara'nın güzide semti Keçiören'de yaşıyorum, o yüzden belediyenin beleş otobüslerine binmektense halk otobüslerine 1.1o ytl vermeyi tercih ettim. Ancak kaçamayacağım gerçek akşam otobüs bulma durumuydu malesef, 2 akşamdır belediyenin beleş otobüsüne biniyorum. İnsanların birbirini ezdiği, inene-binene saygı duymadığı, binmek için kapalı arka otobüs kapılarının yumrukladığı ve hatat tekmelediği sefer sayılarıdır 420 ve 422. Tama bayram gezmesi iyi hoş birşey, beleş otobüslede çok iyi olacak ancak hiçbir saygı unsuru beslemeden oraya binince sorun çıkarıyorsun arkadaşım! Bu konunun son ve en bomba unsurunu anlatıp bitireyim o halde. Otobüs durağında bir kısım -kimine göre enayi kimine göre saygılı- insan sırada bekliyordu ve bende en arkasına geçtim. Tam otobüse binip yer bakındığım sırada insanlar sürü halinde (evet sürü... vahşi doğada yaşayan hayvanlar gibi) orta ve arka kapıdan boş koltuklara saldırdığını gördüm. Tepem attı tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Efendim sadece Keçiörenli olarak tepem atmadı, bir Beşiktaş taraftarı olarakta tepem attı. Kötü oynadık, adamlar iyi oynadı, olay sadece bu ama. İstifaya şuna buna gerek yok ama insan 19 senedir tuttuğu takım yenilince, hemde ilk ikisi şansına, diğer ikisi takımın dağılmasından kaynaklanan gollerle yenilince üzülüyor kızıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Farklı mesleklere mensup 5 arkadaşım ev tuttular (sonunda), bugün bende onlarla beraber gidip evi gördüm; günün meselesi buydu. Biraz dökülüyor olsa da boya ve halılarla beraber çok iyi bir yer olacak gibi, Kızılay'a da çok yakın. Ancak asıl mesele beyaz eşya tabiki. İftaye pazarına gittik, buzdolapları 100, ocaklar 40 lira. 3.5-4 sene sonra gerçekleşmesini planladığım eve çıkma durumlarını bir kez daha gözden geçiriyorum.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Yazımın sonunda O'nun geldiğini haber vermek isterim, mutluyum huzurluyum.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-6238413256715255530?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/6238413256715255530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=6238413256715255530' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6238413256715255530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/6238413256715255530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/keirenli-olmak.html' title='Keçiörenli Olmak'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-1223026668199366724</id><published>2008-10-01T23:51:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:43:50.667+02:00</updated><title type='text'>Ekim</title><content type='html'>Sonbahar, dökülen sarı yapraklar ve Ankara Üniversitesi Tandoğan yerleşkesi... Okulun tatil olduğu şu dönemde çok özlüyorum bunu çünkü kapısından girdiğinizde dinginliği yaşadığınız bir yol var. Ancak en çok özlediğim şey o değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 günlük bir geziye gitti ailesiyle; 5 gün sadece ve yarın akşam dönüyor. İnsan gitmeden "ne olacak ya biraz özleriz birbirimizi o kadar, hem tatil hakkı yani" diyor ama şu anda O'nu ne kadar çok özlediğimi tarif edemem. Hele birde bunun üzerine White Lion'dan Till Death Do Us Apart dinliyorum ki, duygu yüklü dakikalar geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bir noktada saçma değil mi? Gelecek, yine Kızılay'ın en iyi barı Always Rock'ta olacağız, sarılacağız, bana çikolata almak için ısrar edecek vs... Ama hayır böyle düşünemiyorum. O Ankara'dayken öyle bir durum oluyor ki her zaman yanımda olabilecek gibi... İnsan herşeyi beraber yaşamak istiyor; her güzel dakikayı, her güzel manzarayı, her güzel gün doğumunu... Birde beraber olduğunuz insanın gerçekten özel ve bir daha bulunamayacak olduğunu düşünüyorsanız bu duygular katlanıyor. Aslında bu satırları güzel yazamadım, öyle güçlü hisler söz konusu ki bir başkası belki bu satırları okurken "vay be aşk bu olsa gerek" diyebilir ama ben sadece saçmaladığımı, bu satırların hislerimin yanına bile yaklaşamadığını düşünüyorum (Tramp çok kötüsün... Ölüm Bizi Ayırana Dek diye şarkı yapılır mı?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele birde aynı grubun Goin' Home Tonight şarkısı vardır ki, beni zorla aile babası yapacak. Şarkıdan küçük bir bölüm yazmak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Evet eve gidiyorum bu gece&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ve herşey iyi olacak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Çünkü ben kapıya geldiğimde&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Beni bekliyor olacaksın sen&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ve gece beni sıcak tutacaksın&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ve tekrar yaşamamı sağlayacaksın&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Evet eve gidiyorum bu gece&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ve beni bekliyor olacaksın&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İnsan hayal kurmadan edemiyor... -Her ne kadar rock'n roll ateşiyle yanan bir ruha sahip olsam da- bir noktada durup dinlenmek gerekiyor. O ise hırçın denizlerle savaştıktan sonra sığınabileceğim, dinlenebileceğim ve hayata dönebileceğim bir liman. Ehe, evet şanslı bir erkeğim.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Günün olayı ise cep telefonuma bira dökülmesi ve bu sebepten iptal modda olması. Kahretsin! Aslında her zaman cebimde durur ama bu gün masaya koymuştum, sonra bir ara yemek yemeye gittim ve geldiğimde ıslak bir haldeydi. Muhtemelen ben gitmeden önce dökülmüştür ama ben farketmemişimdir. Tüm cep telefonu kullanımımın %90'ı sevgilimle haberleşmek olduğundan, şu andaki özleme durumum artık sabitlendi, mühürlendi duruyor öyle...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Yazımın sonuda yalnızlara gelsin o halde, görüşmek üzere...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Biliyorum yaşam daha iyi olacak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Biliyorum güneş yeniden parlayacak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Hayat devam ediyor&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kırık bir kalpten sonra bile&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Savaşabilirsin&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kırık bir kalpten geriye kalan acıyla&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;(Tramp.. Tramp.. Mike Tramp..)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-1223026668199366724?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/1223026668199366724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=1223026668199366724' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1223026668199366724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/1223026668199366724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/10/ekim.html' title='Ekim'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-227334035221417428.post-979047516700355790</id><published>2008-09-30T21:20:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T22:45:27.337+02:00</updated><title type='text'>30 Eylül Günü Genel Durum</title><content type='html'>Acaba blog katili miyim ben?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Eylül 2008 günü Şeker Bayramı'nın ilk günüydü ancak benim için herhangi bir günden farksızdı malesef. Eskiden sevindiğim, bir büyüsü olduğunu hissettiğim bayramlar yok artık. Nerde eski bayramlar muhabbetine girmeden geçeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moderatörü olduğum KaraKatliam.com'da ilgimi çeken bir başlık var: Gruplar ve Ülkemizdeki Fan Sayıları. Yazıyı yazan arkadaş olaya biraz mizahi yaklaşmış ve gülüyorsunuz gerçektende. Ancak biraz beyin fırtınası yaparsak durumu kavrama şansımız olabilir. Şimdi bu başlığın meselesindeki esas nokta sadece adam gibi dinleyenleri mi sayıya katacağız, yoksa ışığı gören gelsin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(a) İlk değerlendirmede heavy metal biraz önde kalacaktır sanırsam. En genel itibariyle heavy metal dinleyen kitlesi ile thrash ve death metal dinleyenler kafa kafaya gider. Çok küçük bir farkla power metal dinleyicileri arkadan gelir. Onlarında hemen arkasında progresif rock-metal (aslında ikisi çok farklı bence) dinleyicileri gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(b) Emocore tiplerle heavy metal kutsal ittifakı savaşsa savaşın kazananı belli olmaz. Gerçekten bu emo arkadaşlarımız fazlalar, ne yaptıklarını bildiklerinide sanmıyorum. Bu görüşümü, bugüne kadar müzik zevkini takdir ettiğim hiçkimsenin o türü sevmediği ile desteklemek istiyorum. Ama her müzik türünün dinleyenlerine saygılı olmamız lazım, o yüzden sadece sayıyı ele alalım ve elemanları çoğunluğa koyalım. Hemen arkalarında Dream Theather'cılar gelir sanırsam. 2-3 DT şarkısı bilip rockçı geçinenler ve sağlam dinleyicileri toplarsak epey bir sayı ediyor. Diğerleri ise bu çoğunluk arasında kayboluyor malesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Wolfmother diye bir grup dinliyorum şu anda Last.fm'den, şarkının adı Vagabond. Şarkının başı gayet güzel, genel anlamda şarkının iskeletide çok hoş ancak şu stoner durumu işin içine girince ben soğuyorum malesef. Bunun haricinde birde kliplerini izlemiştim, hangi şarkı bilmiyorum ama hoştu gerçekten (Ah ama şarkının hemen arkasına GNR - Paradise City açılmaz ki last.fm..).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün meselesi Law &amp;amp; Order dizisinin oyunu olan L&amp;amp;O Crime Intend'i oynamam oldu. Bir iki noktada çok uğraştım, olmadı netten kopya aldım ama anladım ki polisçilik-dedektifçilik pek benlik değil. Birkaç noktayı atladığım için bir yerde tıkandım kaldım. Sonra ilk başa dönüp seçebileceğim 3 cinayetten ilkini seçtim, onda çokda iyi ilerledim hatta ama bilgisayar oyundan attı... *aaaa duur hayır.. ooofff mk..* Ama oyunun bir iyi yönü Metin 2 denen Knight Online türevi oyundan ayrılabildim biraz. Sardı da sardı ne oldu bana anlayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramın ilk günü böyleydi, yarın da iyi şeyler olacak umarım :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/227334035221417428-979047516700355790?l=kisiselyazin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/feeds/979047516700355790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=227334035221417428&amp;postID=979047516700355790' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/979047516700355790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/227334035221417428/posts/default/979047516700355790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kisiselyazin.blogspot.com/2008/09/30-eyll-gn-genel-durum.html' title='30 Eylül Günü Genel Durum'/><author><name>Mustafa Özkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683889675395774193</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_E5BqDlazNC8/SQ2BLwxl9wI/AAAAAAAAAB8/D9PbHF25k94/S220/yeni+resimler+3231.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
